11 Kasım 2015 Çarşamba

Karizmam çizildi sizin yüzünüzden:)

Durup dururken, sebepsizce attığım kahkahalar yüzünden, adım "deli"ye çıkmış durum da zaten.
Hele son günlerde öyle bir şey oldu ki, adım çoktan "zırdeli"ye çıktı:)

Hani bazı insanlar vardır ya, hiç yoktan suratını 5 karış uzatan? İşte onları hiç anlamıyorum ben, ama reçetelerini biliyorum. Bir an da pozitif bir ruh haline bürünmeleri beklenemez tabii.
O zaman benim yöntemimi denesinler, açsınlar "Avrupa Avrupa"yı izlesinler.
Gör bak, ağızları kulaklarından iniyor mu? :)

Sadece o diziyi değil, televizyonda ki her bir haltı duyabilen onlar. Şaka bir yana, sevdiklerinin yanında olması bile yeter mutlu olmaya...
Bu rahmet denizinde, hala bir açık bulup üzülmeyi becerebiliyorsan, helal olsun diyorum.

Neyse, saptığımız konuya geri dönelim.

Yarısından daha azı çevrilmiş olduğundan, yari yolda başlamak istememiştim. Önceden beri izlemeyi çok istediğim bir diziydi, ben de sonunda merakıma yenik düştüm. Olmadı ve hiç şikayetim yok.
Her bölümde gülmekten karnım çatlıyor:)

Ben biraz (!) daha gülmeye gidiyorum. Siz de uslu uslu okuyun e mi?


7 Kasım 2015 Cumartesi

Oyuncu Harikası

Kolay mı cevval gibi bir adamın, genç bir kızı oynaması? Ya da yumuşak başlı birinin, bir an da sert bir adama dönüşmesi? Bazen de bebekleriyle oynayan küçük bir kız oluyor. Gün geliyor, intihar meyilli bir çocuğu oynuyor. Sonra orta yaşlı bir adam olup, mutluluktan kırıtabiliyor:)
Ve bunların hepsi aynı dizi de ve aynı oyuncuya sahip.

Yazmak için, izlediğim dizisi bitene kadar bekleyecektim.Ama ne mümkün...
Her bölümüyle beni şaşırtmayı başarıyor. "Karakterleri çözdüm, artık şaşırmayacağım" dediğim sıra da, hep daha iyisiyle karşıma çıkıyor.

Dizi de 7 ayrı kişiliğe sahip, hasta birini oynuyor. Ve bunu öyle doğal yapıyor ki... Sanki gerçekten 7 farklı kişiliğe sahipmiş gibi... Bu arada, Allah Korusun tabii ki.
İnsan hiç karakterine alışmaz mı? Bazı oyuncular bir karaktere girebilmek yıllarını veriyor, beyefendi yeteneğiyle bütün bu çabaların gereksiz olduğu ispatlıyor.
Tabii mola verip kendini karakterine hazırlıyordur. Ama hafta da bir verilen bir dizi de, çok zamanı olamaz.

Karakterlerin geçişini göstermek için, görsel efektler kullanılıyor. Bence hiç gerek yok, Adamın bakışları değişiyor resmen!

Bu arada Ji Sung'dan bahsediyorum. Ferry Park, Se Gi, Ya Na, Na Na...
Onlardan biri işte:)


29 Ekim 2015 Perşembe

Dikkat! Yasak yayın!

Tik-tak. Tak-tik. Masal vakti geldi de geçiyor.
Evet, şuracığımda toplaşın çocuklar. Bugün size ettiği eski bir lanetten bahsedeceğim.

Eski zamanların birinde bir cadı, sırf nefreti yüzünden sebepsiz bir lanet yapmış. Canı sıkılmış galiba garibanın... Sadece bir kaç kişiye yapmış, ama o bir kaç kişinin peşinden giden biz talihsiz kurbanlar da bu lanetten nasibini almış.

Ağlama evladım, korkacak bir şey yok...

"O bir kaç kişi", yazarlar. Talihsiz kurbanlar da, yazar adayları. Takdim ederim, yani ben...

Derdimizi de açıklıyorum, nam-ı diğer, laneti...
>>>Uyku!

Peki neden? Neden olacak canım? En aktif olduğumuz saatler geceleri de ondan. Yazarlar yaratır tamam mı abiciğim?

Çoğu yazar neden gözlüklü hiç merak etmedin mi? Gecenin kör karanlıklarında, bilgisayarın sanal ışıklarıyla savaşan onlar da o yüzden. Okuyoruz, yazıyoruz.

İlgili kişileri gıcık ettiğimi biliyorum, biliyorum çünkü ben de gıcık oldum.
Ama bu tehlikeyi göze alarak, bir kaç kelam daha etme niyetindeyim efendim.

Bir söz var,"Kendi kendine konuşan kişi yalnızdır, ama kendine cevap veriyorsa çıldırmıştır." Öyle bir şey işte.
Ben bunun yazarlara ithaf olduğunu düşünüyorum. Sonuçta karakterlerin ardında kendisiyle konuşup, kendine cevap veren biziz.

Son olarak bloğumun, ve beni gizlice takip edenlerin Cumhuriyet bayramını derinden, hem de çok derinden kutluyorum:)



5 Ekim 2015 Pazartesi

bi gülücük at ve devam et:)

Arabaya koyulan benzini düşün. Benzin kokusu keskindir. Ve iğrenç... Yani tek başına bir işe yaramaz. Hatta zararı bile olabilir. Nerene bulaştığını bilemezsin, bir kibrit çakarsın. Ve...
Oysa doğru yere koymasını bilirsen, arabayla tam gaz gidebilirsin. İstediğin yere...

Acılar da insan bedeni için böyle. Ne kadar mutlu olacağımızı çektiğimiz acılar belirler bana göre... Bırak en derin acılarına karşı en güçlü silahın, gülücüğün olsun:)
Hepsini biriktir ve gönderebildiğin kadar uzağa gönder.  Göreceksin, bir gün sana mutluluk olarak geri dönecekler:)

Mesela yürüyemeyen biri, bir gün içinizde en güzel yürüyen olabilir. Bu hayatta olmasa bile, Cennet Bahçelerinde gezip tozacak bir gün...
Değer biçilir mi böyle bir şeye?

Ya duyamayanlar?Bir gün kalp atışlarınızı bile duyabilirler. Yalan söylemenize karşı, yalan makinelerinden bile daha iyi iş çıkarabilirler.

Şimdi onları hafife alıyor olabilirsiniz. Ama korkmalısınız bence. İyileşmeleri için dua etmeli ve bir yandan korkmalısınız.
Nedenleri de saydım bak:)





4 Ekim 2015 Pazar

"Göktekin Abi"m:)

Adını bir türlü ezberimde tutamıyorken, sana böyle diyordum. Şimdi doğrusunu öğrendim, ama sen hep benim "Göktekin abi"m olacaksın:)
Ne güzel bir anı değil mi? Bir gün gün karşılıklı çay içip, gülsek ya...

Yırtık sayfalar, şifreler, kilitlemeler... Aldın başını gidiyorsun. Ne bu ilham?
Sen de normal bir yazar gibi sadece yazsana, niye feleğimizi şaşırtıyorsun? Hı?

İnternetten kitap alış-verişi yaptık. Gelmesini bilmem kaç gün beklediğim kitabı elime aldığımda bir de ne göreyim? Kitap kilitli!
Senin yüzünden ablamın şu esprisine maruz kaldım. "Senin kitabın kilitli, benim ki açık"

Hangi kitaptan bahsettiğimi anlamışsındır. Hani şu güya kendinle karşılaştığın ve bize yutturmaya çalıştığın kitap:)
Yazarından daha iyi kim bilebilir diye bir laf atacaktım ortaya, ama sağ olasın, biz de çok iyi biliyoruz. Okuyamadık (!) çünkü!

Neyse, okuyabildiklerimize göre yorum yapalım biz de.

Merak ettiğim bir şey var, bu adam ermiş mi acaba? Nasıl böyle dersler verebiliyor, en sıradan şeylerden bile harika dersler çıkarabiliyor? İlk defa bir kitaba değil de, bir yazara bu kadar hayran kaldım.
İlk önce, 61 gibi "kutsal" bir sayıyı günahkar bir adama kakaladığı için kızmıştım:) Ama sonunda öyle bir dönüş yaptı ki, açık ara farkla en sevdiğim hikaye oldu.

Karadeniz şivesini ilk defa başka bir yazardan okudum. Ve çok güldüm. Kim derdi, benim şu hatalarımı ört-bas etmek için ortaya attığım "Gülme krizi" lafım gerçek diye?
Meğer ıslık çalmak buralarda hakaret demekmiş. Okuduğum en Karadeniz'li yazarlardan bile öğrenemediğim şey, bana öğrettiğin için teşekkürler...

Aynı kitap da bahsi geçen, film yapma olayının gerçekleşmesini bekliyorum.
Yolun açık olsun. Devamını beklerim bak:)


9 Eylül 2015 Çarşamba

Kamusal hizmet; Table No 21

21 sayısının rastgele bir rakam olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? belki öyle değil, ama ben ilk başta öyle düşünmüştüm.
Orada ki oyunun adıdır diye 21 olduğunu düşündüm.  Hatta bir serinin 21. filmi olduğuna dair salakça bir düşünceye bile kapıldım:)

Ama bunların hiç biri değildi. Adı üstünde, salakça yani:)
Senaristler bunun için fazla akıllılarmış.

Hem de ne akıl... Ayrıca duyarlı da davranmışlar.
Herkesin şikayet ettiği, ama kimsenin dile getiremediği sorunu söylemeyi bırak filmini yapmışlar.

Film "Saçma Sapan" bir oyunla başlıyor. "Saçma Sapan" diyorum, çünkü filmde ki karakterler de bunu sorguluyor. Basit sorulara büyük paralar verilmesini...
Sonunda onları cezbeden şey, tabii ki para.

Filmin sonuna geldiğimizde anlıyoruz, asıl konunun "Oyun" olmadığını...
İşte o zaman 21'in sırrı da açıklanıyor. "21. Maddeye göre kişisel haklar koruma altındadır. Aşağılamak şaka değil suçtur!"


Kurbaan

İsmi de spoller gibi ha:)
Yani Türkçe'de "Kurban" olarak okuyan "Ben"ler için...

Müslümanları terörist olarak göstermişler. Orada ki sözde Müslümanlar Allah'ın adaletinin bir gün tecelli edeceğine inanmıyorlar galiba...
Bir Müslüman öldürebilir mi? Dini araya girmeden, karşısındakinin gözlerinde ki yaşam ışığını rahatça söndürebilir mi? Bizi Müslüman yapan, diğerlerinden ayıran bu duygu zaten...

Tabii bu bir film. Ama yabancılar "Müslümanlar teröristtir." tarzı yorumlar yapınca kızma hakkımızı elimizden alıyor...
Bu tarz filmleri onlar da izlemiyor mu sanki? Hatta bununla da kalmıyor, onlar da yapıyorlar.

Senaristler bir sorsun kendine; Yetişkinleri bırak, küçücük masum çocukların aklını kirletmeye ne hakkımız var?