PKK'nın kullanım kılavuzunu çözdüm arkadaşlar. 3 maddelik bir liste;
Ekmeğini ye.
Suyunu iç.
İnsanını öldür.
Onları şımartanın kendilerinden çok bizim devletimiz olduğunu düşünüyorum. Askerlerimizi onların karargahına gönderiyoruz. Meclisimiz de onlara yer veriyoruz. Devletimizi geçtim. televizyon da bile kendi kayıplarımızdan çok düşmanlarımızı gösteriyor, konuşuyoruz.
Ve daha mühimi, içimizde yaşamalarına rağmen onları durdurmak için hiç bir şey yapmıyoruz.
Bilmediğim bir çok şey olduğunu biliyorum. Ama baş kaldırmanın bizim elimiz de olduğunu da biliyorum.
En kısa zaman ülkemizi geri almak dileğiyle...
22 Ocak 2016 Cuma
20 Ocak 2016 Çarşamba
Teşekkürler...
Trabzonspor yenilince acımasızca eleştiren sadık(!) taraftarlar var ya, aynı takım kazanınca sevinip yorulmasınlar bir zahmet.
Biz de üzüldük, biz de kırıldık. Ama bir mağlubiyetle tüm başarıları silmedik.
Nerenize batıyor bu takım? Neden bir türlü mutlu olmuyorsunuz? Bizden değilsiniz de ondan...
Maçta gol atıyorlar, yorumlara bakıyorum; hakaret dolu!
Yeni hoca geldiğinden beri yenilgi yüzü gördük mü? tamam, bununla birlikte 3 kere... Ama kupa maçlarına fırtına gibi başladık. Ve bugün grubun lideriyiz.
Peki ya şimdi, lig de gol atan en geç oyuncu Muhammet Beşi'i takıma katan? Ya da "Geleceğin Messi"si Abdulkadir Ömür? En genç oyuncu, Cafer Tosun?
Dur bir dakika... Bir de berabere kalmıştık değil mi? Eyvahlar olsun, hemen başlayalım nankörlüğe. Büyük takımın büyük (!) taraftarına bu yakışır çünkü.
Peki bunların hiç biri sizi kesmesin. Peki ya verdiği güven... Bizi as oyuncuların arkasında ki gençlerle tanıştırdı. Eskiden gol umutlarımız Oscar Cardozo, Mehmet Ekici'ydi. Onlardan biri oyuna girince rahatlıyorduk. Şimdi ise Muhammet Beşir, Abdulkadir Ömür, Yusuf yazıcı var.
Sadece lafta "Bu çocuklar çok iyi" demedi. Oynattı gördük.
Buraya yazdığım bir yazının sonunda "İyi gün taraftarı olmak çok kolay. Asıl marifet kötü gün dostu olabilmekte... İşte biz buyuz." yazmıştım.
En iyisi son cümlemi geri alayım ben. Sadece 3 nokta bırakayım, gerisini siz tamamlayın...
Not; Sadi Tekelioğlu'nun görevi bıraktığını öğrendim az önce.
Hepinize teşekkür ederim...
Biz de üzüldük, biz de kırıldık. Ama bir mağlubiyetle tüm başarıları silmedik.
Nerenize batıyor bu takım? Neden bir türlü mutlu olmuyorsunuz? Bizden değilsiniz de ondan...
Maçta gol atıyorlar, yorumlara bakıyorum; hakaret dolu!
Yeni hoca geldiğinden beri yenilgi yüzü gördük mü? tamam, bununla birlikte 3 kere... Ama kupa maçlarına fırtına gibi başladık. Ve bugün grubun lideriyiz.
Peki ya şimdi, lig de gol atan en geç oyuncu Muhammet Beşi'i takıma katan? Ya da "Geleceğin Messi"si Abdulkadir Ömür? En genç oyuncu, Cafer Tosun?
Dur bir dakika... Bir de berabere kalmıştık değil mi? Eyvahlar olsun, hemen başlayalım nankörlüğe. Büyük takımın büyük (!) taraftarına bu yakışır çünkü.
Peki bunların hiç biri sizi kesmesin. Peki ya verdiği güven... Bizi as oyuncuların arkasında ki gençlerle tanıştırdı. Eskiden gol umutlarımız Oscar Cardozo, Mehmet Ekici'ydi. Onlardan biri oyuna girince rahatlıyorduk. Şimdi ise Muhammet Beşir, Abdulkadir Ömür, Yusuf yazıcı var.
Sadece lafta "Bu çocuklar çok iyi" demedi. Oynattı gördük.
Buraya yazdığım bir yazının sonunda "İyi gün taraftarı olmak çok kolay. Asıl marifet kötü gün dostu olabilmekte... İşte biz buyuz." yazmıştım.
En iyisi son cümlemi geri alayım ben. Sadece 3 nokta bırakayım, gerisini siz tamamlayın...
Not; Sadi Tekelioğlu'nun görevi bıraktığını öğrendim az önce.
Hepinize teşekkür ederim...
18 Ocak 2016 Pazartesi
Okullular okumasın:)
Artık biri neden okula gitmediğimi sorunca, ona verebileceğim tek bir cevap var; "Ne diyebilirim ki, şanslıyım."
Yani okulluların tatilin ortasında bile bilmem ne sınavı için sızlandıklarını görünce, kendimi şanslı hissediyorum:)
Hastalığımın kötü taraflarına o kadar odaklandım ki, iyi taraflarını görmezden geldim. Özgürlüğümü kısıtlayan bir şeyin ne gibi iyi tarafı olabilir ki? Cevap bu işte. Kısıtlıyor!
Neden okula gidemiyorum biliyor musunuz? Okula gitmekte özgür değiim de ondan:)
Bu sayede bir sürü Film/dizi izleyebiliyorum. Aksi takdir de, izleyebileceğim en büyük film "Öğrencilerin Çilesi" olacaktı:)
Aslında, bazen bu konuda sevinmek doğru gelmiyor. İlk ayetin "Oku!" olduğuna bakarsak, ilime çok önem veren bir dinimiz var.
Ve Hz. Ali; "Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum." demişliği var.
Şöyle bir gerçek de var ki, o tren benden çoktan geçti. Onun yerine, özel merkezlerde işitme eğitimi aldım. Bir tek üniversiteye serbest giriş var.
Ona da hayırlısı diyelim.
Yani okulluların tatilin ortasında bile bilmem ne sınavı için sızlandıklarını görünce, kendimi şanslı hissediyorum:)
Hastalığımın kötü taraflarına o kadar odaklandım ki, iyi taraflarını görmezden geldim. Özgürlüğümü kısıtlayan bir şeyin ne gibi iyi tarafı olabilir ki? Cevap bu işte. Kısıtlıyor!
Neden okula gidemiyorum biliyor musunuz? Okula gitmekte özgür değiim de ondan:)
Bu sayede bir sürü Film/dizi izleyebiliyorum. Aksi takdir de, izleyebileceğim en büyük film "Öğrencilerin Çilesi" olacaktı:)
Aslında, bazen bu konuda sevinmek doğru gelmiyor. İlk ayetin "Oku!" olduğuna bakarsak, ilime çok önem veren bir dinimiz var.
Ve Hz. Ali; "Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum." demişliği var.
Şöyle bir gerçek de var ki, o tren benden çoktan geçti. Onun yerine, özel merkezlerde işitme eğitimi aldım. Bir tek üniversiteye serbest giriş var.
Ona da hayırlısı diyelim.
17 Ocak 2016 Pazar
Bir Fincan Kahve İsteyen?
Çok sevdiğim bloğuma uzun süredir bir şey yazamamak beni mahvetti dostum. Ne yapalım, ilham perilerim yaşlandı. Aklıma zırt pırt bir şey gelmiyor artık.
Ama şimdi hasret sona erdi ve sizi gıdıklamadan güldürmeye geldim.
Dün misafirlikte, annem kahve sonrası fal bakmaya girişmişti. Ne görmeyi bekliyorsa artık.
Önce gözleri devirdim. Sonra alayla dedim ki;
- Yoksa yüreğin mi kabarmış anne?
Bir kaç saniye teyzemle suratıma boş boş baktılar. sonra yavaş yavaş yüzleri bir gülümsemeyle gerildi. Ve odayı kahkahalarıyla çınlatmaya koyuldular.
Durulduklarında ise yeni esprim hazırdı;
- 3 vakte kadar ne olacakmış?
Bu arada fala inanmıyorum tabii ki. Hem neye inanacağım, kendi içtiğim kahvenin dibinde kaderimin yazıldığına mı?
Ben kadere inanırım. Hem de körü körüne... Başıma kötü şeyler geldiğinde, kaderimle avunmayı seviyorum.
Ve böylesine önemli bir şeyi öğrenmek için, bir fincan kahve içmemiz gerektiğini hiç sanmıyorum:)
Ama şimdi hasret sona erdi ve sizi gıdıklamadan güldürmeye geldim.
Dün misafirlikte, annem kahve sonrası fal bakmaya girişmişti. Ne görmeyi bekliyorsa artık.
Önce gözleri devirdim. Sonra alayla dedim ki;
- Yoksa yüreğin mi kabarmış anne?
Bir kaç saniye teyzemle suratıma boş boş baktılar. sonra yavaş yavaş yüzleri bir gülümsemeyle gerildi. Ve odayı kahkahalarıyla çınlatmaya koyuldular.
Durulduklarında ise yeni esprim hazırdı;
- 3 vakte kadar ne olacakmış?
Bu arada fala inanmıyorum tabii ki. Hem neye inanacağım, kendi içtiğim kahvenin dibinde kaderimin yazıldığına mı?
Ben kadere inanırım. Hem de körü körüne... Başıma kötü şeyler geldiğinde, kaderimle avunmayı seviyorum.
Ve böylesine önemli bir şeyi öğrenmek için, bir fincan kahve içmemiz gerektiğini hiç sanmıyorum:)
19 Kasım 2015 Perşembe
Bonus kafalı adam:)
Hepimizin hafızasında atılan gollere çılgınca sevinmesiyle yer etti. Galatasay'dan kiralik gelen ve asıl takımıyla yapacağımız maç için "Kanımın son damlasına kadar savaşacağım." gibi beylik sözler eden Trabzonspor'lu adam...
Eski hocamız ( Aslında eski sözcüğü kim olduğunu anlatmaya yetmez. Koskoca Şenol Güneş'i kovmuş bir yönetim bu, Shota nasıl dirensin? ) kamp uçağına gidiş ve ya dönüşte ona demişti ki, "Saçların yakışıyor mu böyle? " Bu konuda ben de hocanın taraftarıydım. Ama iyi ki kestirmemiş, yoksa nasıl tanırdım onu o kalabalıkta?
İşitme testi için hastaneye gitmiştik. Kötü bir günümdeydim. Asık suratla odadakileri süzerken Bir hasta dikkatimi çekti. Hasta bebek olduğundan annesinin kucağında tedavi ediliyordu. İlginç geldi, onları izlemeye başladım. Sonra karşılarında oturan bonus kafalı biri dikkatimi çekti:) İlk önce emin olamadım, iyice bakınca anladım.
Hastane de geçen kötü günlerimden birini güzelleştiren, Salih Dursun'du!
Babamla aramda geçen diyalog:
İçerde Trabzonspor'lu futbolcu gördüm.
Kimi?
Salih Dursun.
Çağırsaydın?
Ya baba adamın derdi var, çocuğunun kulaklarını baktırmaya gelmiş. Ben de çağırıp hoş-beş edeydim tabii.
1 yıl önce de hemen hemen aynısını yaşamıştım. Ablamın çok giydiğim için "kokuşmuş" lakabı taktığı, Trabzonspor bluzum sağ olsun:) Trabzonspor yönetiminden biriyle tanıştım.
Heyecandan az mı titredim? Ablamlara hava atacağım diye mesaj yazmak istedim, ama kamerayı açıp durdum.
2 saat(!) sonra havamı da, mesajımı da isabet ettirmiş, çay içiyordum:)
11 Kasım 2015 Çarşamba
Karizmam çizildi sizin yüzünüzden:)
Durup dururken, sebepsizce attığım kahkahalar yüzünden, adım "deli"ye çıkmış durum da zaten.
Hele son günlerde öyle bir şey oldu ki, adım çoktan "zırdeli"ye çıktı:)
Hani bazı insanlar vardır ya, hiç yoktan suratını 5 karış uzatan? İşte onları hiç anlamıyorum ben, ama reçetelerini biliyorum. Bir an da pozitif bir ruh haline bürünmeleri beklenemez tabii.
O zaman benim yöntemimi denesinler, açsınlar "Avrupa Avrupa"yı izlesinler.
Gör bak, ağızları kulaklarından iniyor mu? :)
Sadece o diziyi değil, televizyonda ki her bir haltı duyabilen onlar. Şaka bir yana, sevdiklerinin yanında olması bile yeter mutlu olmaya...
Bu rahmet denizinde, hala bir açık bulup üzülmeyi becerebiliyorsan, helal olsun diyorum.
Neyse, saptığımız konuya geri dönelim.
Yarısından daha azı çevrilmiş olduğundan, yari yolda başlamak istememiştim. Önceden beri izlemeyi çok istediğim bir diziydi, ben de sonunda merakıma yenik düştüm. Olmadı ve hiç şikayetim yok.
Her bölümde gülmekten karnım çatlıyor:)
Ben biraz (!) daha gülmeye gidiyorum. Siz de uslu uslu okuyun e mi?
Hele son günlerde öyle bir şey oldu ki, adım çoktan "zırdeli"ye çıktı:)
Hani bazı insanlar vardır ya, hiç yoktan suratını 5 karış uzatan? İşte onları hiç anlamıyorum ben, ama reçetelerini biliyorum. Bir an da pozitif bir ruh haline bürünmeleri beklenemez tabii.
O zaman benim yöntemimi denesinler, açsınlar "Avrupa Avrupa"yı izlesinler.
Gör bak, ağızları kulaklarından iniyor mu? :)
Sadece o diziyi değil, televizyonda ki her bir haltı duyabilen onlar. Şaka bir yana, sevdiklerinin yanında olması bile yeter mutlu olmaya...
Bu rahmet denizinde, hala bir açık bulup üzülmeyi becerebiliyorsan, helal olsun diyorum.
Neyse, saptığımız konuya geri dönelim.
Yarısından daha azı çevrilmiş olduğundan, yari yolda başlamak istememiştim. Önceden beri izlemeyi çok istediğim bir diziydi, ben de sonunda merakıma yenik düştüm. Olmadı ve hiç şikayetim yok.
Her bölümde gülmekten karnım çatlıyor:)
Ben biraz (!) daha gülmeye gidiyorum. Siz de uslu uslu okuyun e mi?
7 Kasım 2015 Cumartesi
Oyuncu Harikası
Kolay mı cevval gibi bir adamın, genç bir kızı oynaması? Ya da yumuşak başlı birinin, bir an da sert bir adama dönüşmesi? Bazen de bebekleriyle oynayan küçük bir kız oluyor. Gün geliyor, intihar meyilli bir çocuğu oynuyor. Sonra orta yaşlı bir adam olup, mutluluktan kırıtabiliyor:)
Ve bunların hepsi aynı dizi de ve aynı oyuncuya sahip.
Yazmak için, izlediğim dizisi bitene kadar bekleyecektim.Ama ne mümkün...
Her bölümüyle beni şaşırtmayı başarıyor. "Karakterleri çözdüm, artık şaşırmayacağım" dediğim sıra da, hep daha iyisiyle karşıma çıkıyor.
Dizi de 7 ayrı kişiliğe sahip, hasta birini oynuyor. Ve bunu öyle doğal yapıyor ki... Sanki gerçekten 7 farklı kişiliğe sahipmiş gibi... Bu arada, Allah Korusun tabii ki.
İnsan hiç karakterine alışmaz mı? Bazı oyuncular bir karaktere girebilmek yıllarını veriyor, beyefendi yeteneğiyle bütün bu çabaların gereksiz olduğu ispatlıyor.
Tabii mola verip kendini karakterine hazırlıyordur. Ama hafta da bir verilen bir dizi de, çok zamanı olamaz.
Karakterlerin geçişini göstermek için, görsel efektler kullanılıyor. Bence hiç gerek yok, Adamın bakışları değişiyor resmen!
Bu arada Ji Sung'dan bahsediyorum. Ferry Park, Se Gi, Ya Na, Na Na...
Onlardan biri işte:)
Ve bunların hepsi aynı dizi de ve aynı oyuncuya sahip.
Yazmak için, izlediğim dizisi bitene kadar bekleyecektim.Ama ne mümkün...
Her bölümüyle beni şaşırtmayı başarıyor. "Karakterleri çözdüm, artık şaşırmayacağım" dediğim sıra da, hep daha iyisiyle karşıma çıkıyor.
Dizi de 7 ayrı kişiliğe sahip, hasta birini oynuyor. Ve bunu öyle doğal yapıyor ki... Sanki gerçekten 7 farklı kişiliğe sahipmiş gibi... Bu arada, Allah Korusun tabii ki.
İnsan hiç karakterine alışmaz mı? Bazı oyuncular bir karaktere girebilmek yıllarını veriyor, beyefendi yeteneğiyle bütün bu çabaların gereksiz olduğu ispatlıyor.
Tabii mola verip kendini karakterine hazırlıyordur. Ama hafta da bir verilen bir dizi de, çok zamanı olamaz.
Karakterlerin geçişini göstermek için, görsel efektler kullanılıyor. Bence hiç gerek yok, Adamın bakışları değişiyor resmen!
Bu arada Ji Sung'dan bahsediyorum. Ferry Park, Se Gi, Ya Na, Na Na...
Onlardan biri işte:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ninni açanı var, Eliyle uyutan var, Kutusu var, Açıkta uyusa bile ceket atanı var, Daha ne istersin Kurtlu Efendi? Ya sen Kara Burunlum?
-
18 Haziran Dominik maçı; uyudum, uyandım, dinlene dinlene bir maç izledim şükür... Ayrıca turnuvanın İstanbul kısmına geldiğimiz için 3 maç ...
-
Size bir türlü kanitlayamadim ama benim asıl olayım kalıpsız alçı tasi yapmak ama şimdilik yapamıyorum ve yeni ufukları yelken açma amacıyla...



