Bu bölüm de, komiklikten ziyade fedakarlık daha baskındı.
Oyuncak örgütünden biri bahçe satışına kurban gidince Woody onu kurtarır, ama kendini kurtaramaz,
Bizim Woody meğer, Red Kit'miş. Hem de Şerifmiş kareta:) Bir kutuda yolunu gözleyen ekipte dahil.
Koleksiyon sahibi asıl parçayı bulamadığı için diğerlerini kutuya koymuştur, o yüzden tekrar gitmesini istemezler.
Aklını çekerler, ta ki arkadaşları kendisini kurtarmaya gelene kadar...
İnsan insana ne der: yabancı insanlarla konuşma... Peki oyuncak oyuncağa ne der:
'Yabancı oyuncaklarla konuşma:)
Barbie'nin geri dönüşü, dinozor Dex'in atari oyununda kendisi yerine Buzz'ı Zurg'la savaştırması ve gerçek hayatta aynen karşısına çıkması, Buzz'ın kendisinin bir sürü modelini bulması ve onlardan biriyle uğraşırken eskiden nasıl bir baş belası olduğunu anlaması, sahte Buzz'ın babasının Zurg çıkması, olaylar olaylar...
Ve geldik son filme...
2, film de Andy'nin eninde sonunda büyüyeceği ve artık onunla oynamayacağını söyleyerek kandırmışlardı.
3. film de korkulan başa geliyor. Andy üniversitesiteye hazırlanan bir gençtir artık.
Annesi çocukluk eşyalarından kurtulmak için bahar temizliği düzenler. Sıra ňb oyuncaklara geldiğinde, kararı sahibe bırakır.
Andy yanına sadece Woody'yi alır. Diğerleri, yallah tavan arasına...
Oyuncaklarını tavan arasına kaldırırken, kardeşinin gıcıklığına maruz kalır.
Annesi onları yerde bulunca çöp olduklarını zanneder ve aşağı götürülürler.
Kahraman Woody onları kurtarır, ama oyuncaklar yanlış anlarlar. Bağış kutusuna girip, anaokuluna yeni sahip kovalamaya giderler.
Onları okulun mevcut oyuncakları karşılar. Barbie'nin sevgilisi Ken'de dahil:)
Karşılama heyeti tarafından bir güzel kandırılan zavallı oyuncaklar kendileriyle güzel güzel oynayan uslu, masumane çocuklar hayal ederken...
Canavar ordusuyla karşılaşırlar.
Bu sefer de eski sahiplerini özlerler, ama iş işten geçmiştir bile...
'Son pişmanlık fayda etmez' deyiminin tescilli filmi:)
Karşılama alayının oyunu ortaya çıkınca, Buzz'ın ayarlarını değiştirirler. Kendini kötü adamlardan biri zanneder. Arkadaşlarının tutsak edildiği kutulara nöbetçi dikerler.
Arkadaşları yine de kurtulmayı başarır. Geri kazanılan hafıza değil, Barbie'nin oyunu sayesinde:)
Tuzağa düşen ise, bir adet Ken:)
Buzz'ın ayarlarını değiştirmek isterler, ama ilk başta tuttramazlar. Buzz'ın aşık ve dansçı bir İspanyol olur. Açık hedefse, Bessie;)
Sonra fabrika ayarlarına geri döner, ama bir yanı hep İspanyol olarak kalır;)
Ve yine çöp sahnesi... Karşılama heyeti onları, çöp konteynırı ile buluşturur. Ama lider açtığı kuyuya kendisi düşer. Hem de kendi adamı tarafından...
Daisy adında bir kızınn himayesindeyken. Çöl de unutulmuşlar. Oyuncaklarını çok özleyen küçüğümüz, en sevdiğinin kopyasını almış.
Bunu görünce, gerçek oyuncağın gururu kırılmış. Aynı kaderi paylaşmadıkları halde, arkadaşlarına yalan söylemiş ve kötü adam olup çıkmışlar,
İşte Woody onlara bu gerçeği anlattı ve bir tanesine 'Kandırılmış oyuncak psikolojisi' yaşattı. O da, yalancı arkadaşını tuttuğu gibi çöpe fırlattı
Ama Woody ve çetesi de düştü...
Bunun bir son oldugunu düşünüyorsunuz değil mi? Yanılmayin derim;) Her şey daha yeni başlıyor.
Buzz'ın İspanyol halleri, Woody'nin klozete peçete sermesi, konteynır da ki macerayı ve daha fazlasını izlemek istiyorsanız filme alayım sizi.
Bir de Andy'nin vedası...
30 Temmuz 2016 Cumartesi
25 Temmuz 2016 Pazartesi
Master's Sun
5 yıl önce kaza geçiren ve 3 yıl komada kalmış Gong Shil, hayaletleri görür. Hayaletler içine girmesin diye içki içmez, hatta uykuya bile dalamaz. Ve sadece Başkan'a dokununca kaybolurlar.
Başkan Küçükken kaçırılmış ve fidye niyetine annesinin kolyesini kaptırmıştır. Gong Shil'İn ölmüş kız arkadaşını görmesi sayesinde, kaybını bulabileceğini düşünür. Ve kızın lakabını"10 Milyonluk Radar" koyar.
Güya kızın karakterini tanıtacağım. Ama başkanı ağzımdan düşüremiyorum:)
Kore dizilerinin klişe karakteri; kendini beğenmiş, benmerkezci ve soğuk bir tiptir. "Benim gibi zengin bir adam, senin gibi aşağı tabakadan birine mi aşık oldu? Nayır, Nolamaz!" diye düşünür.
Kendisi son derece mükemmelken, Gong Shil gibi arıza bir karakterin etkisine girmeyi kendine yediremez. Önce " Alt katta kal, gözüme gözükme" der, sonra "Yanımda kal ama gözüme gözükme" der, daha sonra işe "Gözüme gözükme" kısmını tamamen ortadan kaldırır:)
Gong Shil bir kazaya denk gelir. Olay mahalline gittiğinde, hayaletler hava da uçuştuğu için çok karkar. Ve nereden çıktığı belli olmayan Başkan reyiz, "Sığınağın geldi, saklan" diye kıza sarılır:)
Dizinin ünlü repliği "Defol" dan nasibine bolca düşer. Sonunda "Bana defol demeni sevmiyorum" diye atarlanır. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçer;
- Gong Shil?
- Ne var?
- Defol!
Kang Woo, askerlik günlerinde ölümle iç içe yaşadığı için hayaletlerden feci halde korkar. Yine de Gong Shil'i avutmaktan geri kalmaz.
O zamanlar bilmiyordu, ama olsun:)
- Lise de bir arkadaşım vardı, kalemine bile isim takmıştı. Şimdi nerede biliyor musun?
- Tımarhanede mi?
- NASA'da çalışıyor. Uzay mekiği icat edeceğini söylemişti. etti de.
Ve Gong Shil, müthiş moral bulur. Elinde ki kahveye "Merhaba, merhaba kahve Sen çok koyusun." diye selam çakar:)
Hayaletlerden korkar, ama onlarla fotoğraf çekilmekten korkmaz:)
Zamanında madalyalı, sporcu lise arkadaşı tarafından düğünü mahvolmuş "Küçük Güneş" Gong Shil ve hayalet vakası tabii ki...
Eskiden de çekemezdi. Bu son olayı ve sersefil halini görünce, düşmanlığının dozunu iyice arttırdı.
Başkanın babasını, halasını, sekreterini ve sevgilisini daha önce izlemiştim. Topunu tanıyormuşum, gel bir sarılalım Başgaaan:)
Bakın, yine Başkan dedim. Çatlak çiftimizi de tanıtıp tüyeyim en iyisi.
Başkan Küçükken kaçırılmış ve fidye niyetine annesinin kolyesini kaptırmıştır. Gong Shil'İn ölmüş kız arkadaşını görmesi sayesinde, kaybını bulabileceğini düşünür. Ve kızın lakabını"10 Milyonluk Radar" koyar.
Güya kızın karakterini tanıtacağım. Ama başkanı ağzımdan düşüremiyorum:)
Kore dizilerinin klişe karakteri; kendini beğenmiş, benmerkezci ve soğuk bir tiptir. "Benim gibi zengin bir adam, senin gibi aşağı tabakadan birine mi aşık oldu? Nayır, Nolamaz!" diye düşünür.
Kendisi son derece mükemmelken, Gong Shil gibi arıza bir karakterin etkisine girmeyi kendine yediremez. Önce " Alt katta kal, gözüme gözükme" der, sonra "Yanımda kal ama gözüme gözükme" der, daha sonra işe "Gözüme gözükme" kısmını tamamen ortadan kaldırır:)
Gong Shil bir kazaya denk gelir. Olay mahalline gittiğinde, hayaletler hava da uçuştuğu için çok karkar. Ve nereden çıktığı belli olmayan Başkan reyiz, "Sığınağın geldi, saklan" diye kıza sarılır:)
Dizinin ünlü repliği "Defol" dan nasibine bolca düşer. Sonunda "Bana defol demeni sevmiyorum" diye atarlanır. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçer;
- Gong Shil?
- Ne var?
- Defol!
Kang Woo, askerlik günlerinde ölümle iç içe yaşadığı için hayaletlerden feci halde korkar. Yine de Gong Shil'i avutmaktan geri kalmaz.
O zamanlar bilmiyordu, ama olsun:)
- Lise de bir arkadaşım vardı, kalemine bile isim takmıştı. Şimdi nerede biliyor musun?
- Tımarhanede mi?
- NASA'da çalışıyor. Uzay mekiği icat edeceğini söylemişti. etti de.
Ve Gong Shil, müthiş moral bulur. Elinde ki kahveye "Merhaba, merhaba kahve Sen çok koyusun." diye selam çakar:)
Hayaletlerden korkar, ama onlarla fotoğraf çekilmekten korkmaz:)
Zamanında madalyalı, sporcu lise arkadaşı tarafından düğünü mahvolmuş "Küçük Güneş" Gong Shil ve hayalet vakası tabii ki...
Eskiden de çekemezdi. Bu son olayı ve sersefil halini görünce, düşmanlığının dozunu iyice arttırdı.
Başkanın babasını, halasını, sekreterini ve sevgilisini daha önce izlemiştim. Topunu tanıyormuşum, gel bir sarılalım Başgaaan:)
Bakın, yine Başkan dedim. Çatlak çiftimizi de tanıtıp tüyeyim en iyisi.
23 Temmuz 2016 Cumartesi
Oyuncak Hikayesi
Benim geleneğimdir , her şeye itiraz ederim. Sonra o itirazla kalır, pişman olurum.
İşte, Oyuncak Hikayesi de bunlardan bir tanesi.
Ablam bir ara, çocuk edebiyatına kafayı takmıştı. Onun yüzünden, saçma sapan (!) çocuk kitapları kitaplar okuyup durdum. Hatta bilgisayarın bozukluğuna rağmen, film bile indirdi.
Ve yeni çocuk filmi, pardon kukla filmi izleyeceğimizi duyunca ön yargıyla yaklaştım.
Sonunda, ne oldu biliyor musunuz? Bir avuç kukla yüzünden feleğimi şaşırdım:) O kadar güldüm ki... Komşuların selameti için, iyi ki gece izlememişim.
İşte, Oyuncak Hikayesi de bunlardan bir tanesi.
Ablam bir ara, çocuk edebiyatına kafayı takmıştı. Onun yüzünden, saçma sapan (!) çocuk kitapları kitaplar okuyup durdum. Hatta bilgisayarın bozukluğuna rağmen, film bile indirdi.
Ve yeni çocuk filmi, pardon kukla filmi izleyeceğimizi duyunca ön yargıyla yaklaştım.
Sonunda, ne oldu biliyor musunuz? Bir avuç kukla yüzünden feleğimi şaşırdım:) O kadar güldüm ki... Komşuların selameti için, iyi ki gece izlememişim.
İlk filmde, kovboy Woody'nin oyuncak örgütüne önderlik etmesini izliyoruz. Bir de dinozor Dex'in aniden çıkıp kükreyerek "Korktun mu, doğru söyle" sorması ve Woody'nin hiç bir şey olmamış gibi tek kaşını kaldırarak "Ne yapıyorsun Dex?" demesini:)
Evin annesi üstüne basınca, "Arkamız da adam bırakmayız" repliği tekrar karşımıza çıkıyor. Hem de kurşun asker tarafından:)
Asker her yer de askerdir:)
Oyuncakların sahibi Andy'ye doğum gününde Buzz Işık Yılı gelir. Kısa süre de diğer oyuncakların gözdesi olur. İtiraf etmese de Woody kıskanır ve Buzz'ın bir yere sıkışıp kaybolması için uğraşır.
Ama işler ters gider ve "Katil" damgası yer.
Buzz çimenlerin üstüne düşer, kendini kurtarmayı başarır. Diğer oyuncaklar kontrol ettiğinde onu bulamaz ve Woody'yi katil sanmaya devam ederler. Woody'de sahibiyle birlikte pizza yemeye gider.
Ve macera başlar.
Buzz'ı sağ salim yakalayan Woody, onu eve götürmek ister. Ama kurtarma işlemini yaparken, araba gitmiştir bile...
Buzz Uzay Polisi değil de, oyuncak olduğuna bir türlü ikna olmaz. Woody reyiz, sıradan bir pizzacı olan "Pizza Gezegen"inden eve dönebileceğini söyleyerek onu kandırır.
Buzz'ın kendisinin altı üstü bir oyuncak olduğunu anlayıp dumura uğraması ve oyuncakları kesip biçmeyi seven Sid'e güzel bir ders verilmesiyle film biter.
Oyuncakların sahibi Andy'ye doğum gününde Buzz Işık Yılı gelir. Kısa süre de diğer oyuncakların gözdesi olur. İtiraf etmese de Woody kıskanır ve Buzz'ın bir yere sıkışıp kaybolması için uğraşır.
Ama işler ters gider ve "Katil" damgası yer.
Buzz çimenlerin üstüne düşer, kendini kurtarmayı başarır. Diğer oyuncaklar kontrol ettiğinde onu bulamaz ve Woody'yi katil sanmaya devam ederler. Woody'de sahibiyle birlikte pizza yemeye gider.
Ve macera başlar.
Buzz'ı sağ salim yakalayan Woody, onu eve götürmek ister. Ama kurtarma işlemini yaparken, araba gitmiştir bile...
Buzz Uzay Polisi değil de, oyuncak olduğuna bir türlü ikna olmaz. Woody reyiz, sıradan bir pizzacı olan "Pizza Gezegen"inden eve dönebileceğini söyleyerek onu kandırır.
Buzz'ın kendisinin altı üstü bir oyuncak olduğunu anlayıp dumura uğraması ve oyuncakları kesip biçmeyi seven Sid'e güzel bir ders verilmesiyle film biter.
20 Temmuz 2016 Çarşamba
Kocan Kadar Konuş
Tivibu'da "Engelsiz Filmler" kategorisinde umutsuzca dolaşırken, izlemeyi çok istediğim bir filme denk geldim.
"Umutsuzca", çünkü güncellenmesi çok zaman alıyor.
Ama Türk sineması akıcı ve özgün filmler yapmakta pek iyi değil. "Bu saatte bitiremem zaten, kalitesine bakayım çekilecek miyim?"diye, sabah namazını beklerken açtım.
Bu arada ,film de kitap uyarlaması.
Öyle bir çekildim ki. Ailemin ısrarı üzerine kapatıp, namazdan sonra tekrar açacak kadar...Daha ilk dakikasıyla, gülme tufanı yaşamaya tutuldum:)
Kızın eski zamanlarla ilgili rüya görüp durmasına, sevdiği yazarın hayaletiyle hoş-beş etmesine, laf sokup durmasına bayıldım!
Kızda ki şansa bak ki, Adile Naşit'i bile gördü:)
Kızda ki şansa bak ki, Adile Naşit'i bile gördü:)
Laf sokmalarından bir örnek; televizyonda Yunun Tanrısı Zeus'un dünyayı kadınlar-erkekler diye ikiye böldüğünü söylüyor. Ve bu kızın ettiği lafa bak; Geri zekalı Zeus...
Aşk acısına iyi gelsin diye, kardeşleriyle birlikte anneannesi tarafından meyhaneye yollanır. Acılı şarkılar çaldıkça bunalımlara sürüklenir ve "Çok iyi geldi ya, bileklerimi keseceğim şimdi." der:)
Ertesi gün Pınar ablamla tekrar izledim. Yarısında Songül ablam da katıldı ve ben ona filmin başını da izlemesini söylediğimde sorunsuz kabul etti. Hatta daha film bitmeden, "Aç da izleyeyim" dedi:)
Onunla birlikte ben de izlersem,3 gün bile dolmadan 3. izleyişim olacak:)
Filmin konusuna gelince, klişeler burada da devam etmiş. Liseli aşıkların büyük buluşması...
Efsun, Sinan versiyon:)
Efsun, Sinan versiyon:)
Sinan'ın lise döneminde bile, sakallı-bıyıklı olması çok ilginçti. Daha da ilginç olan, muhtemelen genetiğe ters düşmesi. Lise de, o kadar tüy çıkar mı ya?
Songül ablam da, evlilikle inatlaştıktan sonra hemen dönüş yapmasına takılmış.
Orası anlaşılır; hayatında biri yokken atıp tutması kolaydı. Eskiden beri tanıdığı, onun deyimiyle "Kolun kopsa kolumu verecek kadar çok seviyordum seni" tarzı biri girdi ve kolayca saf değiştirdi.
Ailesinin denetiminde hareket ettiği için kavga ettiler. Sonunda ailesinden sıyrılıp, kendisi olarak gitti ve işi bitirdi:)
Orası anlaşılır; hayatında biri yokken atıp tutması kolaydı. Eskiden beri tanıdığı, onun deyimiyle "Kolun kopsa kolumu verecek kadar çok seviyordum seni" tarzı biri girdi ve kolayca saf değiştirdi.
Ailesinin denetiminde hareket ettiği için kavga ettiler. Sonunda ailesinden sıyrılıp, kendisi olarak gitti ve işi bitirdi:)
Not; Bundan sonrası ileri tarihte yazıldı. Evde ki canavar ordusundan fırsat bulup, bloga yazma şerefine nail olamadım henüz.
Pınar ablam, ertesi gün yine açtı. Songül ablamı da örgütledim, filmin başını izleyebildi.Gelsin 3'ler:)
Sonunu getiremedik, o ayrı.
Tivibu'da parali olduğu ıçin, 2. sini internetteñ izledı.
2, si bitince, gecenin bir yarısında, 1 tekràr izledı:)
Sonunu getiremedik, o ayrı.
Tivibu'da parali olduğu ıçin, 2. sini internetteñ izledı.
2, si bitince, gecenin bir yarısında, 1 tekràr izledı:)
Bana gelince; altyazı olmadığı için izleyemedim.
Kitabini okumayı çok istiyordum, ama çıkamıyordum ki...
Bir gün mezarlık dönüşü başım çok ağrıdı, gün içinde uyudum. Kalktığımda ise başım hala geçmemişti, hem de namazı kaçırmıştım. Moralim bozuldu tabi.. Ama güzel şeyler, günün en karanlık zamanın da bile parlak oluyor.
Kitabini okumayı çok istiyordum, ama çıkamıyordum ki...
Bir gün mezarlık dönüşü başım çok ağrıdı, gün içinde uyudum. Kalktığımda ise başım hala geçmemişti, hem de namazı kaçırmıştım. Moralim bozuldu tabi.. Ama güzel şeyler, günün en karanlık zamanın da bile parlak oluyor.
Kitabı alamadığım için üzüldüğümü bilen ablam, e-kitabını bulup Kindle'sına yüklemiş. Ne kadar sevindiğimi tahmin edebilir misiniz?
Teşekkürler abla...
Başlamak için yemeği bile beklemedim. Sandalye koyacak yer yoktu, ama aldıran da yoktu:) Ayakta dakikalarca okudum. Hatta hiç kaptırmadım desem yeridir. Yani Kindle ablamın ve okumak istediği kitaplar var.
Ama her güzel şeyin bedeli de var:)
Ezgi Mola güzelliğiyle, iyi günler diliyorum:)
Ezgi Mola güzelliğiyle, iyi günler diliyorum:)
27 Haziran 2016 Pazartesi
Ghost Whisperer
Kore dizilerini sık izlemeyen ve dolayısıyla oyuncularını da pek tanımayan bir izleyici olarak söyleyebilirim ki; Master's Sun, oyuncu kadrosuyla beni şaşırtan bir dizi oldu.
Gong Hyo-Jin'i başka bir diziden biliyordum zaten. Sonra Kim Mi Kyung, Choi Jeong Woo'yu da keşfettim.
Onları saymasak da olur aslında. Neredeyse izlediğim her diziye maydanoz oldular:)
Daha 1 bölüm izledim ve şimdiden yazma sebebim; 2 kere baştan izlediğim en sevdiğim dizilerden biri olan Ghost Whisperer'a benzemesi...
Yani zevkle izleyeceğimden emin olabilirsiniz:)
- Niye bana geldin?
- Çünkü sen... garip şeylerden anlıyorsun.
- Mezar taşıma da böyle yazmalılar. "Melinda Gordon. Garip şeylerden anlardı."
Gong Hyo-Jin'i başka bir diziden biliyordum zaten. Sonra Kim Mi Kyung, Choi Jeong Woo'yu da keşfettim.
Onları saymasak da olur aslında. Neredeyse izlediğim her diziye maydanoz oldular:)
Daha 1 bölüm izledim ve şimdiden yazma sebebim; 2 kere baştan izlediğim en sevdiğim dizilerden biri olan Ghost Whisperer'a benzemesi...
Yani zevkle izleyeceğimden emin olabilirsiniz:)
- Niye bana geldin?
- Çünkü sen... garip şeylerden anlıyorsun.
- Mezar taşıma da böyle yazmalılar. "Melinda Gordon. Garip şeylerden anlardı."
What Happens To My Family
Bir Kore dizisini daha devirdim. Hem de 53 bölümlük...
16 bölümlük dizilere alıştığım için, bazen takip etmek zor oldu. Ama kesinlikle değdi. Gelin ve Seol Wool'ün sürekli rekabet etmesi, Dal Bong'un hislerini söyleyememesi ama hissettirmesi, en önemlisi de müdür ve sekreter:) Bunlar sadece yan konular, asıl kozu duygusal maalesef.
Yalancı dizi/filmlerin aksine, hayatın içinden işliyordu. Maalesef en yaygın ve en acı duyguyu; ebeynlerimizden birinin vefat etmesi...
Daha önce bu konuda başınızı çok ağrıttım, ama bu karakterleri tanıtmayı es geçeceğim anlamına gelmez.
Dizinin ağlamatiği, bilge, sevgi timsali, tofu dükkanı işleten,ve maalesef 3 aylık ömrü kalmış babadan başlayalım. Çocuklarını her şeyden çok sever, ama değeri bilinmez. Bunun için dava ve hastalık gerekir.
Müdürün sekreterin ailesine gideceği gün, Dal Bong'a babasının nelerden hoşlandığını sorar. Babası dükkandan pek çıkmadığı için, "tofu" der. Sonra babasına sorunca, "En çok çocuklarımı seviyorum" diyerek yürekleri dağlar.
Bu arada, Dal Bong nedense şaşırır. İhtimal vermez tabii, babasının kendisini dünyaevi bir maldan daha çok sevebileceğini...
Büyük bir şirketin 7 yıllık emekçisi, 27 yaşına kadar evlenmeyen ve sonunda müdürle işi bitiren Kang Shim:)
Soğuk bir karaktere ve donuk yüz ifadelerine sahip doktor abimiz. Bakın, resimde bile mimiği oynamıyor.
Buz gibi havada soğuk suyla yıkandı, ana nerede ürpermek...
O değil de, babasının hastalığını öğrenince çok değişti ya. Tamam, adam pişman. Ama diğerlerine bu kadar çok şaşırmadım. Belki çok sahnesi olmadığındandır. Neyse...
Vay be, Kang Jae senin bile mimiklerin varmış:)
Ailenin "En küçüğü" olmaktan bir türlü kurtulamayan, bencil, serseri Dal Bong. "Bencil" diyorum, çünkü, babasının son isteğine karşı çıkınca kız arkadaşından, "Bir kez olsun kendi duygularını bırak da babanın duygularını anla" zılgıtı yemiştir.
Büyük abinin karısı, şımarık Hyo Jin. Özellikle Seol Wool'ü hiç çekemez. Mesela, kayınpederi arayınca ve Seol Wool "Babacığım seni çok özledim" derse, kendisi de "Baba ben seni Seol Wool'un seni özlediğinden 2 kat daha özledim" diyebilir:)
Her şeye maydanoz olan, cazgır, atarlı Hala. Seni ağlatan senaristler utansın... Davranışlarıyla, huyuyla-suyuyla, herbişeyiyle Türk'lere benzer. Belki de bu yüzden çok sevilir:)
Baba hastalığını öğrenince, üzülmesinler diye çocuklarına söylemez. Çünkü son günlerini hastane de geçirmektense, gözlerinde sağlıklı bir adam olarak kalmak ister. Ama hastalığı el vermez. Gecenin bir yarısı kan kusmalar...
Diziler de herkese anlatmanın en iyi yolu, sır tutmaktır. Netice de başaramadı. Önce doktor oğlu öğrendi. Rica üzerine bir kaç gün sakladı. Sonra da ablası öğrendi. Sonra küçük kardeş. Sonra en alakasız kişiler...
Büyük oğlu bir tedavi geliştirir. Gönülsüz olan babasını ikna etmek için, evliliğe hazırlanan ablasına devam etmesini söyler. O da, hızlandırmak için müdürden hamile olduğu yalanını atar.
Ama kendine gelecek baskıyı pek düşünmez, tebrikler geldikçe bunalımlara sürüklenir. Ve müdür de laftan anlamaz, "Gerçek bebek yapalım" der:)
Keşke baba iyileşiyor diyebilseydim. Başka bir dizi de olsa, Amerika'ya gönderip tedavi ettirirlerdi. Ama dedim ya, hayatın içinden...
16 bölümlük dizilere alıştığım için, bazen takip etmek zor oldu. Ama kesinlikle değdi. Gelin ve Seol Wool'ün sürekli rekabet etmesi, Dal Bong'un hislerini söyleyememesi ama hissettirmesi, en önemlisi de müdür ve sekreter:) Bunlar sadece yan konular, asıl kozu duygusal maalesef.
Yalancı dizi/filmlerin aksine, hayatın içinden işliyordu. Maalesef en yaygın ve en acı duyguyu; ebeynlerimizden birinin vefat etmesi...
Daha önce bu konuda başınızı çok ağrıttım, ama bu karakterleri tanıtmayı es geçeceğim anlamına gelmez.
Dizinin ağlamatiği, bilge, sevgi timsali, tofu dükkanı işleten,ve maalesef 3 aylık ömrü kalmış babadan başlayalım. Çocuklarını her şeyden çok sever, ama değeri bilinmez. Bunun için dava ve hastalık gerekir.
Müdürün sekreterin ailesine gideceği gün, Dal Bong'a babasının nelerden hoşlandığını sorar. Babası dükkandan pek çıkmadığı için, "tofu" der. Sonra babasına sorunca, "En çok çocuklarımı seviyorum" diyerek yürekleri dağlar.
Bu arada, Dal Bong nedense şaşırır. İhtimal vermez tabii, babasının kendisini dünyaevi bir maldan daha çok sevebileceğini...
Büyük bir şirketin 7 yıllık emekçisi, 27 yaşına kadar evlenmeyen ve sonunda müdürle işi bitiren Kang Shim:)
Soğuk bir karaktere ve donuk yüz ifadelerine sahip doktor abimiz. Bakın, resimde bile mimiği oynamıyor.
Buz gibi havada soğuk suyla yıkandı, ana nerede ürpermek...
O değil de, babasının hastalığını öğrenince çok değişti ya. Tamam, adam pişman. Ama diğerlerine bu kadar çok şaşırmadım. Belki çok sahnesi olmadığındandır. Neyse...
Vay be, Kang Jae senin bile mimiklerin varmış:)
Ailenin "En küçüğü" olmaktan bir türlü kurtulamayan, bencil, serseri Dal Bong. "Bencil" diyorum, çünkü, babasının son isteğine karşı çıkınca kız arkadaşından, "Bir kez olsun kendi duygularını bırak da babanın duygularını anla" zılgıtı yemiştir.
Büyük abinin karısı, şımarık Hyo Jin. Özellikle Seol Wool'ü hiç çekemez. Mesela, kayınpederi arayınca ve Seol Wool "Babacığım seni çok özledim" derse, kendisi de "Baba ben seni Seol Wool'un seni özlediğinden 2 kat daha özledim" diyebilir:)
Her şeye maydanoz olan, cazgır, atarlı Hala. Seni ağlatan senaristler utansın... Davranışlarıyla, huyuyla-suyuyla, herbişeyiyle Türk'lere benzer. Belki de bu yüzden çok sevilir:)
Baba hastalığını öğrenince, üzülmesinler diye çocuklarına söylemez. Çünkü son günlerini hastane de geçirmektense, gözlerinde sağlıklı bir adam olarak kalmak ister. Ama hastalığı el vermez. Gecenin bir yarısı kan kusmalar...
Diziler de herkese anlatmanın en iyi yolu, sır tutmaktır. Netice de başaramadı. Önce doktor oğlu öğrendi. Rica üzerine bir kaç gün sakladı. Sonra da ablası öğrendi. Sonra küçük kardeş. Sonra en alakasız kişiler...
Büyük oğlu bir tedavi geliştirir. Gönülsüz olan babasını ikna etmek için, evliliğe hazırlanan ablasına devam etmesini söyler. O da, hızlandırmak için müdürden hamile olduğu yalanını atar.
Ama kendine gelecek baskıyı pek düşünmez, tebrikler geldikçe bunalımlara sürüklenir. Ve müdür de laftan anlamaz, "Gerçek bebek yapalım" der:)
Keşke baba iyileşiyor diyebilseydim. Başka bir dizi de olsa, Amerika'ya gönderip tedavi ettirirlerdi. Ama dedim ya, hayatın içinden...
Dizinin aşk üçgeniyle kapanışı yapayım.
18 Haziran 2016 Cumartesi
Love Story 2050
Yine bir Hint filmi analizi... En sevdiğim serilerden biri olan "Geleceğe Dönüş"ü yad ettiren bir filmle tanıştıracağım sizi.
İlk önce Hrithik Roshan'la karıştırdığım, sonra Roshan'dan daha yakışıklı olduğunu farkettiğim şahış:)
Bir önce ki yazımda, Priyanka Chopra'nın bir filmini analiz etmiştim. Ve yine bir Priyanka filmi... 2 karakteri canlandırıyor. Teri Meri Kahani filminde 3 karakteri canlandırıyordu ve analiz de "Pek fark yaratmadı" demiştim. Şimdi o sözümü rahatlıkla geri alabilirim.
2'ler,.. 3'ler... Tekrar düşündüm de, sanatçı gibi sanatçı vesselam:)
Zaman makinesi icat etmiş, yol gösterici, çılgın bilim adamımız da eksik olmasın tabii. Aynı şey "Geleceğe Dönüş"te de vardı. Kampanya var, koşun:)
Esas kızın, bisiklet yarışına katılan arkadaşının sevgilisiyle konuşmak isteme karışıklığıyla film başlıyor. O kalabalıktan seçemedi tabii, gitti kendine sevgili yaptı:) Bu arada yarışı esas oğlan kazandı, şaşırdık mı?
Karışıklık giderildi, ama "Galibiyeti beraber kutlama" vaadini kapan adamdan kurtulmak nasip olmadı.
Karışıklık olduğunu söyleyip, geri adım atmak istedi, ama bilirsiniz yenilen pehlivan güreşe doymaz. Günler sonra nihayet nazı kırıldı ve oğlanı yolda karşılaştığı bir kadınla "Hayat güzel, hayat harika" diye şarkı söyletti:)
Güzel günler çabuk bitti. Vedalardan nefret eden Karan, Sanayı uğurlamaya gelmez. Hatta nereye gittiğini bile sormaz. İş işten geçtikten sonra, hatası nı anlar.
Filmin başına gidelim, Sana'yı ilk kez kelebek kovalarken görmüştü. Ve hava alanında yine aynı yardımı aldı. Bir kelebek, nasıl olduysa artık Karanın kendine bakmasını ve kız arkadaşının gittiği yeri görmesini sağladı.
Bu olaydan yine anlıyoruz ki, bu film fantastiğin dik alası:)
Ve yine anlıyoruz ki, bazen son pişmanlık da fayda veriyor. Nasıl mı, gerçekten son olmadığında:)
İstikametini değiştiren Karan, aynı şehir de bulunan amcasının evine gider. Ve günler sonra, Sana ile yeniden buluşur.
Kız arkadaşını amcasının evine götürür ve laboratuvarda zaman makinesini görürler. Çalışıp çalışmadığı kontrol etmek isterler. Karadan, tarihi Sana'nın belirlemesini ister.
Tarih de tarih ha. Taa 2050'nin Mumbai'si...
Sana, buz gibi havada dondurma yemek ister. Karşıdan dönerken trafik kazası geçirir ve ölür. Karan için yalnız günler yeniden başlar. Çünkü annesi ölmüş, babası da kendisiyle pek ilgili değildir. "Seni özleyecek biri var" diyen insan da kendisini tek etmiştir.
Amcası yeğeninin bu hallerine dayanamaz. Böylece zaman makinesinin çalışıp çalışmadığını kontrol etme vakti gelmiştir. Ama bir sorun vardır, sayaç Sana'nınbelirlediği yılına takılmıştır. Karan'ın "Orada, hissediyorum" demesiyle yolculuk başlar.
İlk önce Hrithik Roshan'la karıştırdığım, sonra Roshan'dan daha yakışıklı olduğunu farkettiğim şahış:)
Bir önce ki yazımda, Priyanka Chopra'nın bir filmini analiz etmiştim. Ve yine bir Priyanka filmi... 2 karakteri canlandırıyor. Teri Meri Kahani filminde 3 karakteri canlandırıyordu ve analiz de "Pek fark yaratmadı" demiştim. Şimdi o sözümü rahatlıkla geri alabilirim.
2'ler,.. 3'ler... Tekrar düşündüm de, sanatçı gibi sanatçı vesselam:)
Zaman makinesi icat etmiş, yol gösterici, çılgın bilim adamımız da eksik olmasın tabii. Aynı şey "Geleceğe Dönüş"te de vardı. Kampanya var, koşun:)
Esas kızın, bisiklet yarışına katılan arkadaşının sevgilisiyle konuşmak isteme karışıklığıyla film başlıyor. O kalabalıktan seçemedi tabii, gitti kendine sevgili yaptı:) Bu arada yarışı esas oğlan kazandı, şaşırdık mı?
Karışıklık giderildi, ama "Galibiyeti beraber kutlama" vaadini kapan adamdan kurtulmak nasip olmadı.
Karışıklık olduğunu söyleyip, geri adım atmak istedi, ama bilirsiniz yenilen pehlivan güreşe doymaz. Günler sonra nihayet nazı kırıldı ve oğlanı yolda karşılaştığı bir kadınla "Hayat güzel, hayat harika" diye şarkı söyletti:)
Güzel günler çabuk bitti. Vedalardan nefret eden Karan, Sanayı uğurlamaya gelmez. Hatta nereye gittiğini bile sormaz. İş işten geçtikten sonra, hatası nı anlar.
Filmin başına gidelim, Sana'yı ilk kez kelebek kovalarken görmüştü. Ve hava alanında yine aynı yardımı aldı. Bir kelebek, nasıl olduysa artık Karanın kendine bakmasını ve kız arkadaşının gittiği yeri görmesini sağladı.
Bu olaydan yine anlıyoruz ki, bu film fantastiğin dik alası:)
Ve yine anlıyoruz ki, bazen son pişmanlık da fayda veriyor. Nasıl mı, gerçekten son olmadığında:)
İstikametini değiştiren Karan, aynı şehir de bulunan amcasının evine gider. Ve günler sonra, Sana ile yeniden buluşur.
Kız arkadaşını amcasının evine götürür ve laboratuvarda zaman makinesini görürler. Çalışıp çalışmadığı kontrol etmek isterler. Karadan, tarihi Sana'nın belirlemesini ister.
Tarih de tarih ha. Taa 2050'nin Mumbai'si...
Sana, buz gibi havada dondurma yemek ister. Karşıdan dönerken trafik kazası geçirir ve ölür. Karan için yalnız günler yeniden başlar. Çünkü annesi ölmüş, babası da kendisiyle pek ilgili değildir. "Seni özleyecek biri var" diyen insan da kendisini tek etmiştir.
Amcası yeğeninin bu hallerine dayanamaz. Böylece zaman makinesinin çalışıp çalışmadığını kontrol etme vakti gelmiştir. Ama bir sorun vardır, sayaç Sana'nınbelirlediği yılına takılmıştır. Karan'ın "Orada, hissediyorum" demesiyle yolculuk başlar.
Ve 2050'nin Mumbai'si... Sana oradadır olmasına, ama Ziesha olmuştur.
Bakalım kurtarılacak mı? İzleyip görelim. Alın size spoiler:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ninni açanı var, Eliyle uyutan var, Kutusu var, Açıkta uyusa bile ceket atanı var, Daha ne istersin Kurtlu Efendi? Ya sen Kara Burunlum?
-
18 Haziran Dominik maçı; uyudum, uyandım, dinlene dinlene bir maç izledim şükür... Ayrıca turnuvanın İstanbul kısmına geldiğimiz için 3 maç ...
-
Size bir türlü kanitlayamadim ama benim asıl olayım kalıpsız alçı tasi yapmak ama şimdilik yapamıyorum ve yeni ufukları yelken açma amacıyla...


























