7 Ocak 2017 Cumartesi

Signal

Hayır, diş macunu olan değil. Dizi olanı:)
Şöyle bir şey; senaryo o kadar ustaca ve güzel yazılıyor ki, 'Bundan sonra ne gibi bir güzel sahne olur, ne kaldı geriye?' diye düşünüyorsun. Ama seni hep yanıltıyorlar;) Şimdi bir replik paylaşacağım, dizinin verdiği mesajlar için de en önemsiz olanı... Siz de bu arada, 'Daha güzel ne olabilir' diye düşünün bakalım;)


Dedektif Lee Jae Han, içten içe çaylağı seviyordur. İtiraf etmemesinin nedeni; sevdiği kadın çalıştığı bir dava da cinayete kurban gidince, başka birini sevmesinin suçlu hissettirmesi... Yani öyle tahmin ediyorum, çünkü orada ki adamında dediği gibi 'Dağ gibi adam ama tam bir romantik'


Her neyse, sevdiği kadın grip olduğu halde servisine koşturulmasına kızar. Sırf yüksek bir yerden bir adam geldiği ve Cha Soo Hyun'da tek kadın çalışan olduğu için. Ona 'Gözlerini kocaman açıp güzel görünürsen hep seni kullanırlar' der. 
Yürü be dedektif Lee! Hatta engellemekle kalmaz, onun yerini de alır.


Hani yapmayacaktık? :) 

"Aşk bazen..." diye başlayan karikatürleri biliyorsunuz. Bir de versiyona bakın.


Aşk bazen, serserileri yığınının arasından sevdiği kadına yiyecek kaçırmaktır:)
10'dan fazla kadını öldürmüş bir çocuk var, sevdiği kadını bile öldürmüş. Mutluluk ve sevgi gibi kavramları öğrenmediği için sevdiğini bile anlamadı. Öldürmek bir dürtü halini aldığı için, yüzüne bile bakamadan öldürdü. Bir de arkasında sarılarak ağladı garibim...
Küçükken depresyon da ve akıl sağlığı olmayan bir anneyle büyümüş, suiistimal edilmiş, en sonunda ona benzemiş. Tıpkı annesinin kedisini boğması gibi, 'Rahat ettirmeyi' öldürmek olduğunu farz etmiş. Depresyonda olan kadınları seçip, onlara iyilik yaptığını bile sanmış. 
Nefreti yüzüne vursun, adam kötü şeyler düşünüyor. Akıl sağlığı bozuk olabilir, zaten başka türlü olsa öldürmeyi tercih etmezdi. Ama o sahneleri resmen acındırmak için yapmışsınız. Katil her üzüldüğünde ve ya nöbet geçirdiğinde biz de üzülüyoruz be...


Gerçek davalardan oluşan bir dizi ve Kore sistemi bizden hiç aşağı değilmiş. Bunu da öğrenmiş olduk.

6 Ocak 2017 Cuma

Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi

Yaşlı doğan ve ölmesi beklenen çirkin ördek yavrusunun, güzel bir kuğuya dönüş hikâyesi... Güzel diyeyim, siz anlayın. Brad Pitt'e döndü be adam;) Filmin en sevdiğim yönlerinden biri; sadece drama odaklanmadan, mizaha da yer vermeleri... E izahı olmayan şeyin mizahi olur;)

- Ya ben çok fazla içiyorum, ya sen gittikçe gençleşiyorsun.
- Kaptan, çok fazla içiyorsun.

Kendisini tam 7 kere şimşek çarptığını iddia eden amcaya çok güldüm. Bunadığı için, 1 dakika bile geçmeden ne söylediğini unutuyordu. Ve hikâyesini filmin sonunda anca bitirebildi. Ona ayrı bir film yazsalarmış da, rahat rahat anlatsaymış;)

Yazıma kanıp, komedi filmi olduğunu sanmayın. Gençleşmek çoğunun hayali olsa da, hastalık olunca zor olabiliyor. Sevdiklerin senden önce ölüyor, sevdiğin kadınla birlikte olamıyorsun. Hele çocuğun olunca gitmek daha acı verici oluyor.


23 Aralık 2016 Cuma

Two World

Bu nasıl dizi... Bu nasıl senaryo... Bu nasıl hayal gücü... Bu nasıl... Bu nasıl... Kusura bakmayın, şoktayım şu an... Ayrılmak istendiğinde 'Biz farklı dünyaların insanlarıyız' denir ya? Bu bahanedir tabii, en fazla maddi durumları farklı olur. Hiç biri, su fantastik dizi kadar gerçekçi değil;)
Kolay mı, yaşadığın her şeyin, kendinde dâhil bütün insanların kurgu olduğunu, ailenin ölümüne yas tutarken aslında hiç var olmadıklarını bilmek? Bir tabletin basında yaratılmak ve o adamın kızını sevmek? Alın size, bal gibi farklı dünyalar…

Bazı seyirciler dizinin sonradan bozduğunu, doldurulmuş bölümlerin olduğunu söylüyorlar. İlk önce kulağa saçma gelen ne varsa zamanla hepsi açıklığa kavuşuyor.Adam hayatının çizgi roman olmasından yararlanıp, kötü şeyleri rüya gibi çizdirdiği için bazı sahneler kısmen aynı oldu. Ama öyle olması gerekiyor diye, sebepsiz geldikleri ve ya söyledikleri tek bir söz yok. Fantastik yapımlarda senaryo gereği sebepsiz bir sürü şey olur Ve bunların çoğu açıklanmaz. Mesela; bir insan doğaüstü güçlere sahipse çoğunlukla ailesi de öyle olduğu için değil, öyle doğduğu içindir. Bu dizi de ise her şeyin açıklaması var. Değer bilin biraz:)
Yazar kızının çizgi romana çekildiğini öğrenince ana karakteri öldürüp, hikâyeyi bitirmeye çalışır. Ve Kang Chul'u öldürmeyi her denediğinde, kızı çizgi romana gider. Babası da salak gibi, bir süre daha öldürme girişimlerine devam eder. Kızı onu kurtarmak için gidiyor zaten.
Kang Chul lise de atıcılıkta ödül kazandı. Beni mest eden taraflardan biri de, ifadesi... Yani Kore dizilerinin ana karakter tiplemeleri gibi, 12'den vurduktan sonra 'Ben yaparım' diye kasılmadı. Belki saçma ama Kore dizileri müdavimleri bilir, öyle oluyor;)
Song Bong’un camsız gözlüklerine çok güldüm.  Bir de gözlüğünün üstünden gözlerini ovuyor ya:) Çaktırma, tarz ol oğlum:) Bir de doktora patlamaları var. Doktor fan ve çizgi romanın gerçek olduğunu bilmediği için yaralarına tuz basıp duruyor. Sonra böyle bir sahne çıkıyor ortaya:)
“Üzüldüm bak şimdi"
Yeon Joo, Kang Chul’a “Bana iltifat et.” Diyor. Romantik adamın verdiği cevaba bakın:)
“Burnun da kalkık mı ne?”
Daha fazla spoiler vermeden, iyi seyirler dileyeyim;)

13 Aralık 2016 Salı

Doctors

Dizinin konusu, küçük bir rahatsızlıktan ameliyat olan ve doktorun hatasından dolayı masa da kalan bir ninenin torununun intikamını anlatıyor. Önceleri ders çalışmayı bile bilmezken, verilen gazla azmedip doktor oldu. Son bölüm o doktor hasta olup eline düştü. Tam olarak onun eline değil, onun davasını bilen erkek arkadaşına. Ve kızımız tehlikeli bir bölge de olan tümörü başarılı bir sekil de çıkararak insanlığını korudu;)

Fantastik yerlere gelince; Bütün ameliyatların başarılı geçmesi... Doktor ne kadar başarılı olursa olsun, bütün bir ömür bir hata da silinebiliyor. Ve hata insanoğlunun yaratılışında var. O değil de, kurtarılması en çok beklenen hasta öldü ya, ona yanarım ben...
Diğer fantastik tarafı, konuk oyuncuların hepsinin hasta çıkması. Başrolün babası, hatta baş hekim bile...Pizza dağıtıcı, küçüğü yürürken aksadığı için müşterisi olan doktorlara neyi olabileceğini sordu. Onlar da çocuğu getirmesini isteyince, 2 çocuğunu alıp hastaneye gitti. Ve ikisinin de ameliyatlık olduğu ortaya çıktı...
Bukalemun gibi renk değiştiren, favori karakterim Kang Soo.... 5 bölüm arka arkaya sac rengini değiştirdi, sonunda sarı renginde karar kıldı.
Sonra hasta oldu ve arkadaşları 'Kafanı nasıl tıraş ederiz' diye ameliyatına dâhil olmayınca, güzelim saclarını kıydı. Tıraş olmadan önce 'Seni serseri, çok yakışıklısın' diye gururunu okşadı. Aynen iade ederiz efendim;)
İçimi yaktın be adam!

Bizim Dimitri

'Ezan sesini bile özledim.' diyen bir Hristiyan düşünsenize?
Mübadele olayları ülke genelinde oldu, ama en çok Karadeniz'den çıkmış.. Hatta Yunanistan' da bazı bölgelerin adını 'Yeni Trabzon', 'Yeni Samsun', 'Yeni Rize' koymuşlar. 
Eskiden taş ustalarımız Rum'larmıs. Gördüklerim;; Akcaabat'ta Orta Mahalle, Trabzon'da Ortahisar evleri.. Bizim ise, tabut gibi evlerimiz... Bu örneği ben çıkarmadım, kitaptan okudum. Sonra bizim evlere dikkat etmeye başladım. Önemli binalar hariç pek estetik yok.
Orta Mahalle... Karlı fotoğrafını kullanıyorum. Malum, kış ayındayız:)

Bir insan düşünün; burada doğmuş, içimizde yasamış., komşumuz olmuş, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemiş. Kimileri Hilmi Köksal Alişanoglu'nun karakterleri Demir ve Vasili gibi, 'Sen ölürsen ben yasarım mı sandın?' dedikleri dostluklar kurmuş. Asıl vatanlarını hiç görmedikleri için, buraları benimsemişler. Sonra mübadeleyle kendi vatanlarında, kendi gibi olan ama aslında yabancı olanların arasına katılmışlar.
Belki son cümlem abartı olabilir ama pek sanmıyorum. Yoksa Harun Çelik'in, Yunanistan gezisinde ki garson, 'İnsan memleketini bilmez mi?' diye niye iç çeksin?

“Orada da iyi insanlar var, tıpkı burada olduğu gibi...'

Son olarak; Yunanistan sokaklarında Trabzonspor formasıyla dolaşan Harun Çelik’e selam olsun:)

3 Aralık 2016 Cumartesi

Bla bla...

Engelliler Günü nün gelmesiyle birlikte, şu "Engelli kardeşlerimiz" saçmalığına açıklık getireyim.

Dağ gibi merdiveni olan mekanlar, bizim için ayrılan yere park eden şoförler... İnsan dolu ve daracık sokaklara girmekten çekinmeyen aynı kişiler...
Arnavut kaldırımı hoş gözükür, ama onu yaparken bizi hiç düşünüyor musunuz? Merdivenleri bu kadar dik yapmayın, ya bizim yerimize siz düşerseniz?

Engelliyiz diye evde durmak zorunda değiliz. Sokaklar da niye benim gibileri çok göremezsiniz biliyor musunuz? Sizin yüzünüzden...
Sağlam bedenden çok, sağlam kafa önemli.

Emek vermeden bize "Kardeş" demeyin. En sağlam olanınızla aynı topraktan yaratılan ve kendi hatası olmayan bir engel yüzünden böyle muamele görmek...
İnsan kardeşi anlamakta bu kadar aciz olmaz...


29 Kasım 2016 Salı

Dhanak

Görme engelli engelli bir çocuk ve yardımcı meleği ablası... Hatta kardeşiyle aynı sınıfta olabilmek için sınıfta kalmaya bile razı. Şikayetleri de eksik etmiyor, maşallah;)

Kardeşi Salman Khan'a, ablanın Shah Rukh Khan'a büyük hayranlığı var. Salman'i o kadar seviyor ki, 'göremiyorum' diye kenara çekilmiyor, okul yolunda ablasıyla yazı-tura atıyorlar filmlerini anlatsın diye;) Para Salman'a çalışıyor, ama sonunda Shah Rukh Khan kazanıyor. Çünkü beyimiz söyle bir halt etmiş.

Bunu görmesiyle, ablanın içinde Shah Rukh Khan'la görüşme merakı baslar. Hatta uzak bir yer de çekim yapılacağını öğrendiğinde hiç üşenmeden oraya gider ve macera baslar. SalhH Rukh Khan o kadar usta bir sanatçı ki film yapmakla kalmıyor, aynı zaman da yaptırıyor;)
Yol filmi olduğu için, ortasına bulaşmadan direk sonunu anlatayım. Su şişelerini kaybettikleri için çöl de bayılırlar. Ve onları kurtaran kişi Shah Rukh Khan'dır. Altın yürekli adam, küçüğün göz ameliyatının parası da öder. Orasını tam anlamadım, ama başka biri olsaydı ayaklarından yukarısı da gösterirlerdi diye düşünüyorum;)
Her neyse, ablası kardeşine 9 yasına gelmeden ona gökkuşağını göstereceğine soz vermiştir.. Sözü çok önce verdiği için, ilk basta 'Gece vakti mı?' diye cevap verir. Nereden bilebilir ki, aydınlığa kavuştacağını;)

Filmlerin klişesi ak sakallı Bilge dede burada da mevcut;) Nine versiyonu da var, orasını da siz izleyin artık.

Son olarak hayatta ki fedakârlıkları beyaz perdeye yansımış, sözlerinin eri, kahramanımız ablalar, iyi ki varlar;)
Siz olmasaydınız ne yapardık kızlar:)