11 Mart 2017 Cumartesi

Pink

Dünya'nın ne kadar kötü bir yer oldugunu bildiğim, bir de filmlerde izlemek istemediğim için Pink filmini izlemekte cekindim ilk önce.
Ama icinde Rahmetli dedeme cok benzettiģim Amitabh Beckhan vardı. Benden baska kimse benzemiyor, aslında ben de benzetmiyorum.  Şöyle söyleyeyim: o adam bana dedemi anımsatıyor. Wazir filminde az ağlamadım bu yüzden. ..


Bir açıklama yapayım: İlgisiz değilim ve ya göz yummuyorum.  Kesinlikle kanıksamadım da... Sadece... ne olduğunu ben de bilmiyorum.
Filmin başında, 'gerçek olayla alakası yoktur' tarzı şeyler söylenince rahatladım.  Ama sonra öyle bir bitti ki, 'keşke gerçek olsaymış' dedim.


Böyle olayları seviyorum işte ben. Suçlu kişinin sırf nüfuz sahibi diye kurtulmadığı ve bu sıyrılmanın onu şımartıp, yeni suçlara teşvik etmeyeceği olaylar...

3 Mart 2017 Cuma

"Baba Candır" değil, Haluk Güney:)

'Engelsiz TRT' sitesi 19. bölümden betimlemeye başladığı için, önceki bölümlerini izleyemedim. Orijinal dizisini izledim ve uyarlamasının ilk bölümlerini merak ediyorum. Belki ilgili kişiler sesimi duyar da, önce ki bölümleri de koyarlar. Başka güncel diziler varken umudum yok, ama belki bir güzellik yapmaya karar verirler.

'Betimleme' demişken, bölümün kenarında işaret diliyle tiyatro çeviren ablaya sesleniyorum; helal olsun ki hiç kompleks yapmıyorsun. Başkasıyla konuştuğun, sarsıla sarsıla esnediğin, burnunu kaşıdığın kısımlar hiç dikkatimden kaçmıyor.
Dizi zaten komik, yüz ifadelerini izlemek de ayrı komiklik katıyor;)

Dizimize gelmeden önce, su an 42. bölüm de olduğumu belirteyim. Yani bir şeyler anlatacağım, ama sonraki bölümler de havadisleri bilmemi beklemeyin.

Senarist, dizi olduğunu çok belli ediyor. Olumsuz anlam da değil. 'Dizi Tarihinin Kendi Kendine Düşünebilen Karakteri Haluk Güney' den bahsediyorum. Meşhur repliği, 'Yolla yavrum müziği' demesinden;)
Bu arada diğerleri de hiç az değil; Survivor gibi röportaj vermeler, isim yazıp konsey yapmalar... Birbirinin hayaline girip su, terlik atmalar…


Hani olur ya, birinden bir şey istediğimiz zaman red eder, sonra ona yağcılık falan yaparız da yumuşar, istediğimizi yapar. Aynen böyle duygu uyandırarak, mutlu mutlu gezdiği bir sahne de, tam kameraman sahneyi sonlandıracakken, kendi basına düşünebilmem karakter dile geliyor;
' Dur... Ver ulan. Ver müziği bakayım'


Sana uymaz küçük bey:)

Yine müzikli bir sahne... Hem de Karadeniz'den... Bu sefer Ece sahnede… Hasam Başkan da ofisinden horon oynayarak çıkıyor, bir sürü sonra silkelenip kendine geliyor ve 'Koskoca şirketi düğün salonuna çevirdiniz' diye azarı yediriyor. Haluk da 'Karadeniz müziğini herkes sever ya' diye laf sokuyor. Babası onlara emir yağdırdıktan sonra yönetmene diyor ki; 'Oğlum odama yolla müziği'
Babası ne ki oğlu ne olsun;)


Yönetmenle konuşmaya da değinelim; Ece 'Her şeyin rüya olmasından korkuyorum' diyor. Tam o an da görüntü renk değiştiriyor, dalgalanıyor. Ece ve Haluk kameraya dik dik bakıp vuruşu yapıyorlar.
'Aklından bile geçirme!'



Sıra 'Bebek yüzü' takıntısında... Ece'nin babası 'Kız evi naz evi' diye zorluk çıkardığı bir gün, Haluk ' Yakışıklı, başarılı, holding sahibi' diye sitem ediyor. Buraya kadar tamam.
Ama '... bebek yüzlü bir damadı nereden bulacaksın ha?' denir mi be abiciğim?

- Mehtap yüzlü kızınız Ece'yi oğlum Haluk'a...
- Bebek yüzlü, bebek yüzlü!



Biliyorum, çok konuştum. E siz de ne kadar eğlendiğimi anlayın bir zahmet...



 Aptal, aptal!

1 Mart 2017 Çarşamba

Emergency Couple

Severek evlenen, sonra o sevgiyle aynı büyüklükte bir nefret besleyerek boşanan çift... Yıllar sonra aynı yerde çalışmaya başlarsa ne olur?
Bu:)


Birbirlerinin kaderi olduğu kabak kadar orta da olan çiftlerin tanışması, görüş mesafesine girdiği an vurulmaları, evliliğe giden yolda çeşitli badireler atlatılması gibi klişe konulardan sıkılanlar...
Söyle alalım sizi;)


Efsane bir sahne var. Esaslar yine birbirine çekilmeye başlamış, kız oğlanı merdivene götürüyor. Stetoskopundan kalp atışlarını dinlettirmek ister.
Ama ahlaksız adamın yaptığına bakın;



2. adam sendromunu iliklerime kadar hissettiğim dizi olur kendileri. 1. si hakkını oynadı, sıra 2. sinde dedim ama... Klişelerden o kadar da uzak değilmiş meğer;)
Gitti gül gibi adam... 


29 Ocak 2017 Pazar

The Legend of the Blue Sea

Varan 1; Her gelene kapıyı açma. Varan 2; Herkesin pesine takılıp gitme. Varan 3; her isteyene cep numaranı verme. …
Aşkın kuralı da budur:)

Küçük kızdan büyük tavsiyeler,.. Fakirliğe de başka bir gözle bakabiliriz. Orada ki yüzü kirli, evsiz kadının diğerlerini parmakla gösterip 'Bankanın dilencileri onlar' deyip, fakirliğini 'En azından borcum yok' deyip kasılması güzel olmuş;) Ne diyeyim başka, bu dizi kamu spotu olmalı;)
Bütün bu öğütler sonrası, kızımız da bayağı bir akıllandı;)

"Yeme yavrum, başka bir şey ye!"

Esas oğlan Kızı gözünün önünden ayırmaz; bir ara evden kovmuştu, o zaman da son moda telefon alıp GSPden an be an takip etti. Broşür satarak para kazanmaya çalıştığında başkaları aracılığıyla mallarının yarısını aldı, yiyecek- giyecek verdi. Ve bütün bunlara karsın, 'Sevmiyorum, sevmiyorum' diye inat etmeyi sürdürdü;) 
Yoldan gecen kadın bile anladı be;)

Cidden ilk ask... Dizi de reankarne Olayları olduğu için, iki seferde de aynı kıza asık oldu. 
Yanlış anlamayalım ha, sevmiyor;) Hatta 2 kez hafızası silindi, sonra yine âşık oldu. Yani 4 kez:)
Ve yine kızımızdan bir replik, 'Bırakabilirdin, ellerimden tuttun kaç kez'

Esas kız denizkızı olduğu için, karaya çıkar çıkmaz bilgisi sıfırlanır, O yüzden ya, yukarıda ki gibi abidik gubidik sahneler var:)
Yani dramla birlikte bol bol komedi var. Mesela; kızın gözyaşları inciye dönüşüyor, para biriktirmek için gözlerine poşet tutup "Master's Sun" dizisinin en açıklı bölümünü izliyorlar:) 



Aynı adamla dertleşiyor, hayallerini ve üzüntülerini anlatıyor ona... Duygusal bir konuşma yani. Ama kız ağlamaya başlayınca, adam gülümseyerek "Poşet" diyor.
Hop, bütün hüzün çöpe:)

26 Ocak 2017 Perşembe

Veda...

Nice tarihler yazıldı, nice efsaneler yetişti orada... Hiç sayamam kusura bakmayın; hepsini bilmiyorum zaten;)
Şimdi bir fotoğraf koyarım, diğerlerine haksızlık olur. En iyisi kendiniz görün:)

Bir elin parmaklarını geçmeyecek ( hatta yetişmeyecek) azınlıkta maça gittim, hepsinde de ayağım uğurlu geldi. İlk gittiğim maç Ankaragücü’yleydi sanırım, ben de mal gibi onların golüne tezahürat yapmıştım;) Ön sırada bile değildim, korkuluğa yaslanıp ayakta duruyordum.. Ama gözlük takma alışkanlığım yoktu o zaman. Sonradan öğrendiğime göre, 2-1 yenmişiz;)
En kötü sezonumuzda dahi 10 gol attık, biri ofsayttı o başka...

Avni Aker evimizden 5 dakika ötede, balkonumuzdan gorunuyor. Gidemedigim zamanlar Stadın ışıklarıyla avunurdum. Sifresiz kanal da degilse televizyondan izlerdim ve hem ışığın altında hem televizyonda aynı adamları olduğunu bilmek çok garip gelirdi. Gözümün önünde ki bır şeyi kaçırıyormuş gibi hissediyordum ve gerçekten öyleydi.
Televizyona çıkmak o kadar kolay miydi yahu? :)


Maçın olduğu ve giremediğim bir gün, Uzun Sokağa gitmiştim. Forma giymiş grupları görünce psikolojim alt üst oluyordu resmen.... Gerçekten o tarafa bakamıyordum. Bazıları da Trabzonspor yerine, Türkiye forması giymişti. İste o zaman çok gurur duymuştum.
Ve o kadar üzülmüştüm ki, ablama aldığımız çiğköfteyi mideye indirmiştim;)

Bugün o kahraman stadımın ışıkları son kez yandı. Golümüzü de suskun golcümüz Dame N'doye çaktı;) Daha öncesinde her mevkiden futbolcular atıyordu da, asıl forvetiniz bir türlü atamıyordu.
Demem o ki, Güzel bir tesadüf oldu;)

Elveda Avni Aker... Bize olmasa da gençlere ışık tutmayı bırakma...
Mac olmayacağı için aksam ışıklar yanmaz, ama dolmuşla yanından geçerken ablama 'Bak Avni Aker' deyip deli gibi sırıtmaya devam edeceğim;)


Yıkılırsan bozuşuruz ha...

24 Ocak 2017 Salı

Ankara'nın Bağları Büklüm Büklüm Yolları:)

Şarkılara, türkülere bile konu olan meşhur 'Yollar’ın bir kitabı kalmamıştı, o da oldu. İsmail Köylü‘den; Ankara’nın Oynak Kaldırım Tasları'

Kitapta pek edebiyat yapılmamış, anlatılmak istenen için zorlama konu yaratılmış gibi. Aynen söyle; bir dalancılık oluyor ve kurban çocuklarına ders verirken ' Size bunları öğretmeme sebep verdiği için ona hiç kızmıyorum.' Tamam, kızma da vaat ettiğin gibi dolandırıcıyı yakala da kahraman olduğun belli olsun.
Bir de, 'Onun da aynı şeyi düşündüğüne kalıbını başardı.' deniyor. Yasını basını almış adamlar için, gençlik ağzı kullanmasak?

Yazarın ilk kitabıysa hiç şaşırmam, acemi olduğunu çok fazla belli etmiş. Edebiyat bilgisi az, noktalama işaretleri de yok gibi... Mesela; adam nasıl bağırmışsa, yazar tam 3 ünlem koyma ihtiyacı duymuş;)

1. Bölümde polis olayı var; Bas karakterin eniştesini kayıp bir ajana benzetiyorlar. Ajanın adı; Peter Bilmem Ne... Eniştenin de psikolojik sorunları var. Komiser ve polis memuru, 'Adın Peter mı?' diye soruyorlar. Eniştenin aklına da, ne alaka bir sebeple Heidi'nin Peter'i geliyor;) 
Sorunlu olsa da, öyle kritik bir nokta da havadan isim atılır mı ey yazar?

Almanya'dan Türkiye'ye geliyorlar ve hırsızlık olayının kurbanları olunca hemen gerisin geri donuyorlar. Bu adam Türk değil mi, yanında ki akrabalarından başka kimse yok mu? O kısım da bir tuhaf...
Ve belediye başkanları da kitapta ki gibi, argo ve bol ünlemin konuşuyorlarsa yazıklar olsun diyorum. Onları o koltuğa kim oturttu?

Konu güzel aslında; eğitim sistemi; yarım bırakılan isler gibi herkesin dert yandığı sorunlar... Ama iyi kurgulanmamış.
Edebiyat asiyi olarak normalde okumazdım. Dediğim gibi, ortak konular yazıyor. Dünya’yı pek tanımayan biri olarak, benim de nasibimi aldığım sorunlar...



17 Ocak 2017 Salı

Özel Bir İnsan

Gökhan Özen'den bahsediyorum tabii ki;)
İşitme engelliyim ve bana müzik yetiren kulaklık anasından doğmadı sanıyordum. Bir kaç haftaya kadar... Bazen fellik fellik aradığımız cevap, önümüzde; gözümüzün içine bakarak fark edilmeyi bekler. 
Dışarıdan bakınca kıytırık görünen, içeriden bakınca süper kaliteli olan kulaklık bastan beri elimizde dolanıyormuş meğer)
Öteden beri sevdiğim şarkıları indirmek kesmedi, yeni şarkıları da keşfetmek istedim. Ve yeni nesil şarkılar beni öyle bunalttı ki, listemde denk geldikçe Gökhan Özen dinleyerek dinlendiğimi söylesem hiç abartmam;)
Bu arada yeni mecazlara devam edeceğim. Yorulursam, dinlenmek için ne yapacağımı biliyorsunuz;)