Adrian Monk, çok titiz, takıntılı, saplantılı, vesaire olduğu için; çocuklarla iyi anlaşamaz diye düşünüyor insan... Yani çocuklar pisletir, dağıtır, kırar, yıkar, vesaire...
2. tezim doğru, ama 1. si çok yanlış. Hatta tam aksi...
Mr Monk, çocuklara bayılır:)
Kanıt için, Monk 'un 16. bölümünü izleyebilirsiniz:)
4 Şubat 2018 Pazar
15 Ocak 2018 Pazartesi
Marslı
Daha film bile bitmeden finali iki kere izlediğim, efsanevi bir filmden
bahsedeceğim.
Uzay keşif ekibinin,
bir üyeyi 'öldü' sayıp. Arkasında bırakmasıyla başlıyor. Buraya kadar normal, bilimkurgu
filmlerinin popüler konusu bu...
Mark Watner, bir antenin yerinden çıkıp
giysisinde delik açması ve hava da uçup gerisin geri uçması sonucu Mars'ta
kalır.
İlginç olan ise,
Mark'in karnına saplanan o antenin giysisinde ki deliği kapatması ve onu hayatta tutmasıdır.
Buraya kadar da
tamam olsun. İssiz bir gezegen de sağ kalıyor, ekibi onu kurtarmak için
hayatlarını tehlikeye atıyor falan... Asıl olay, Mark'in ekibin botanikçisi
oluşu, Küçük bir tarla oluşturup patates yetiştirmesi ve yemeğini ezilmiş ağrı
kesiciye banıp yemesidir;)
En güzeli de, kendine
'Uzay korsanı' lakabı takip, giysisinin kaskını unuttuğunda 'Cık cık cık, uzay
korsanına bak demesidir;)
NSA 'Mark'i Kurtarma
Operasyonu' planını duyduğunda 'Adamı muşambaya sarıp mı getireceğiz?' tepkisi
de efsaneler arasında;)
Başta ki sözüme
hitaben, ' daha film bitmeden finali nasıl izleyebildin?' diyenlere cevabım:
izleyin de görün;)
Spoi istemeyen
okumasın, biraz finalden bahsedeceğim.
Dönüş yolunda
ağırlık yapmasın diye, aracın parçalarını çıkarıp muşambayla örter. Muşambayı
nereden bulduğu da merak konusu... Belki uzaya gidip Mars'in istikametine bırakmışlardır;)
Ekibin komutanı
Mars'a yaklaşıp, durakta otobüs bekler gibi bekler ama Mark - orayı anlamadım
ama galiba yakıtı bitti.- gelemez. Ve geldik filmin asıl efsanesine...
Onu Mars'ta mahsur
bırakan olayın aynısını yapar, giysisinde delik acar. Ve kendi deyimiyle 'Demir
Adam gibi uçarak' havada bekleyen komutanına döne döne gider;)
Elleri kavuştuğunda
sıka tutunamaz ve delikten gelen havayla yoluna devam eder. Uzayla gemi
arasında ki ipe tutunmayı başarır ve fazladan 5 saniye sonra mutlu son olur;)
7 Ocak 2018 Pazar
Go Back Couple
Güncel dizi inadımı kıran dizi, Go Back Couple.
Bölümler biriktiğinde başlamıştım ama diziyi çok
beğendiğim için her gün iki bölüm, üç bölüm derken
sermayeyi tükettim;)
Esas kız ikinci oğlanla yakınlaştıkça, Kore dizilerinde
bir ilk olarak; esas kızla ikinci erkeğin evleneceğini
düşündüm. Çünkü bölümün için de yaşadıkları ne varsa, bölümün sonunda önceki
versiyonunu görüyorduk. Ama kaide yine
bozulmadı...
Ne yapalım, bu sefer de böyle olsun;)
Esas erkeğin, geçmişe döndüğü için sevinmesi falan çok sinir bozucuydu. Tamam, günümüzde karınla boşanma aşamasında ve geçmişte yaptığın başka hataları düzeltme fırsatı bulmuş olabilirsin. Ama başka ne var biliyor musun?
Babasın sen, baba! Karın hatırlatmasa hatırlar mıydın acaba?
Jin Jo'nun günümüzde ölmüş annesini geçmişte bulması...Geçmişte bıraktığı oğlunu özlemesi...
Annesi ve oğlu arasında yaşadığı ikilem...
Jang Na Ra müthiş oyunculuğuyla bu duyguları bize ustaca yansıttığında ağlamaktan başka çaremiz kalmadı tabii;)
5 Ocak 2018 Cuma
Aç Kapıyı Ben Geldim
Kitap
Yurdu’nun yeni çıkan kitaplar bölümünde gezinirken Metin Köse'nin yeni kitabını
gördüm. Ve almam için 'Mübadele' kelimesi yetti.
Hakkında
başka bir şey bilmeden aldım ve hiç pişman olmadım.
Kitap
sadece karakterleri değil, konu olan şehir ve mübadele olaylarıyla ilgili bir
çok şey anlatıyor. Ayrıca eski/yeni zamanı anlatan yerlerde; bölüm sonunu üç
noktayla bitirip, diğer bolum ve yeni zaman dilimine uydurması da mest edici
özelliğe sahip;)
Karakterlerle
ilgili olmayan bilgilerden bir örnek;
Safranbolu'
da çocuklara mübarek isimler vermezlermiş, kızarak hitap ederler diye korkarlarmış,
Bir adam, İbrahim Peygamberin ismini çocuğuna vermiş ve saygıdan 'İbrahim Bey
Oğlum' diye hitap etmiş;)
Seyahat
kitapları sıkıcı olabiliyor, yani bir yeri görmeden hikâyesini okumak... Bu
kitapta da sıkıldım, ama yanlış anlamayın ha; pişman olmadım;)
Hatta
Safranbolu'yu seyahat listeme aldım;)

26 Kasım 2017 Pazar
Toprak Ana
Cengiz Aytmatov'un kitapları,
çok beğenilmesi ve güzel kapaklarıyla uzaktan hep karizma gözükmüştür gözüme.
Sonunda yazarla tanışmak istedim.
Kütüphane de ararken, Eskiden
beri evimizde mevcut bulunduğunu öğrenmemin sevinciyle Toprak Ana’yı okumaya
başladım.
Kitabın inceliğine aldanmamak
gerekiyor, zira için de bir dünya var. O kadar olay oldu ki, basını hatırlamam
için biraz düşünmem gerekti;)
3 oğlunu cepheye yollayan;
hatta yası geçkin kocasını bile uğurlamak zorunda kalan ve sonunda hepsini
kaybeden bir ana...
En büyük oğlundan geriye kalan
geliniyle yasamaya baslar ve doğum sonrası onu da kaybeder...
Kaybedilenler arasında en çok
geline üzüldüm. Hatta kendi adımında rahmetlilerle anıldığını okuyunca,
Duygulandığım doğrudur…
Acıları artmasın diye anasını
mutlu etmeye çalıştı, evin en küçük oğlu sadece kaybolduğu için, geri döneceği
hakkında umut aşıladı. Ve maalesef beklenen dönmedi...
Gözlerimin musluklarını hafif
damlattıran bu kitap, kütüphanemin bas köşesinde yerini alacak.
Gerçi ben de olan baskısında
yazım yanlışları beni sınır etti, ama olsun.
Yazarın karizmasına gelince...
Çoğunlukla uzaktan bakıp iç
çektiren şeyler hayal kırıklığı yaşatır. En azından ben de böyle oluyor,
uzaktan göz alan ve popüler şeylerle pek anlaşamıyoruz.
Ne eksilmesi azizim, arşa kadar yükseldi;)
Bu arada, Cengiz Aytmotov'un gençliği; Jack Nicholson'u hafif andırıyor:)
27 Ekim 2017 Cuma
Fated To Love You
Yıllardır Kore dizisi izliyorum; ama bu
kadar eglencelisine ilk defa denk geldim diyebilirim. Drama bağladığında bile
güldürmeyi çok güzel becerdi. Senaryodan değil, psikopat (!) adamın
gülüşünden... En kötü zamanlar da bile, yalandan da olsa patlattı kahkahayı;)
O güldü biz güldük;)
Çok nadir Kore dizisi izleyen ablam da
benimle izledi, hem de beraber başlamamıştık. Bu dizi böyle işte, uzaktan adamı
çeker.
Amerikan dizilerinin 45 dakikalık
bölümlerini bitirmeye bile zorlanabilen insan, 1 saatlik bölümleri peş peşe
izledi;)
Beni saat 2'lere kadar ayağa dikti...
Ben de Jang Hyuk'un dizilerinden biri
olan, yarım bıraktığım Voice'nin finalini izledim.
Diziyi yeterince methettim galiba,
tanıtım kısmına geçelim.
Mi Young'un hastalık derece de bir huyu vardır,
kimseyi red edememek.... İstenmeyen islere bile 'Hayır' diyememek kötüdür, Mi
Young'da zaten istemediği bir is yapmaz ki... En saçma isleri bile zevkle
üstlenir.
Sınır bozucu bir huy, ama güzel bir
sebebi var; 'Reddedildiğinde karşındakinin neler hissedeceğini düşünsene'
Her neyse, yine başkasının ışının
peşindeyken, - arkadaşının uzakta yaşayan kızına meyve suyu yollamak:)- yere
dökülen şekerlerin üstüne basarak yalpalayan Mı Young'un durağı kız arkadaşına
yüzük alan Lee Gun olur.
O sahne yavaş çekimdi biliyorum; havalandılar
havalandılar, eşyaları da onlarla birlikte havalandı ama bir türlü düşmediler;)
Düşün be mübarekler;)
Lee Gun'un yüzüğünün yuvarlanma sahnesi
de süper. Sanki aklı varmış da nereye gittiğini biliyormuş gibi oraya buraya
çarpa çarpa gider, yürüyen merdivenleri bile kullanır;) Sonunda bir köpeğin
önünde durur. Bağlı olması gereken tehlikeli bir köpeğin...
Haydi yine baştan…Koştur anam koştur;)
Koridorun sonunda köpekle karsı karşıya
gelirler. Aslan Lee Gun köpeği bakın nasıl tehdit eder;
Bu arada köpek kızdığından değil, Mi
Young'un cebinde ki şekere koşmuş.
He, bir ceket darbesiyle öldü:)
Yüzüğe gelince Mi Young çoktan bulmuş,
parmağına sokmuş. Öyle bir takmak ki, bir daha çıkarmak nasip olmaz;)
Lee Gun'un bağırıp çağırmasının
ardından, siz de bizim gibi 'Bunlar birbirine nasıl asık olacak?' diye merak
ederseniz; buyurun izlemeye;)
O gülüşün sırrı;)
Tamam baba;)
Secret Garden'la ilgili bir şey
öğrendim. Yorumlardan öğrendiğim için ne kadar doğru bilmem ama, Secret
Garden'da esas oğlan için Jang Hyun isteniyormuş.
Çok istemelerine rağmen olmamış ve Jang
Hyun'A benzeyen Hyun Bin başrolü kapmış.
Jang'lı Garden güzel olurdu değil mi?
15 Ekim 2017 Pazar
Duel
Aylar önce bir dizi izlemiştim ama
beğenmeyip 2. Bölüm de bıraktım. Sonra Romantic Doctor Teacher Kim dizisini
favori listeme kattım ve aynı oyuncu oynadığı için yarım bıraktığım diziye
devam etmek istedim. Ama yine dayanamadım ve Blood'a geçtim.
Oradan sevdiğim bir replik;
Hem cerrah hem vampir... Yine favori
dizimden bir oyuncu ve başka sevdiğim bir aktör vardı. Hastane dizilerini çok
severim ama bu tarz hiç ilgimi çekmedi. Eskiden vampirli dizilere bayılırdım oysa...
Bu da olmadı.
Sonra, yine yarım bırakılmış bir dizi
olan Duel'e geçtim... Bu küçük maceramı anlatma amacım, orada da favori
dizimden 2 oyuncu var;) Güzel olduğu kadar ilginç karşılaşmalar...
Beni takip mı ediyor bunlar? 😉
Hayır yavrum, önce ki hayatın da
cerrahtın;)
Hani 'Bu dizi hakkında söylenecek çok
şey var...' diye başlayan yorumlar olur ya? Ben bir degisiklik yapayım, 'Yang
Se Joon hakkında söylenecek çok şey var' diyeyim;)
Adam fizik olarak değil, oyuncu olarak
evrim geçirdi resmen... Henüz 3. Yapımı olmasına rağmen 2 farklı karakteri
oynadı, yetmedi; klonların atasını oynadı. 3'unde de bambaşka duygular
hissettirdi.
Bir sahne de Sung Joon gibi masum bir
karakteri canlandirirken, diğer sahne de Sung Hoon'un caniliğini iliklerimize
kadar hissettirdi.
Guzelim Sung Joon'u dizinin samar oğlanı
yapmaları...
"Ben de çok vurdum."
Bu arada, bu kiz da Romantic Doctor Teacher Kim'den:)
Diziye gelince; konu olarak ilk baslarda
Defendant'a benzese de, klonlar organlar derken bir süre sonra kendi yolunda
gitmeye başladı.
Su an Se Joon'un yeni dizisini
izliyorum. Burada da Romantic Doctor Teacher Kim'den bir oyuncu var;)
Beni olduğu kadar Se Joon'u da takip
ediyorlar sanırım;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ninni açanı var, Eliyle uyutan var, Kutusu var, Açıkta uyusa bile ceket atanı var, Daha ne istersin Kurtlu Efendi? Ya sen Kara Burunlum?
-
18 Haziran Dominik maçı; uyudum, uyandım, dinlene dinlene bir maç izledim şükür... Ayrıca turnuvanın İstanbul kısmına geldiğimiz için 3 maç ...
-
Size bir türlü kanitlayamadim ama benim asıl olayım kalıpsız alçı tasi yapmak ama şimdilik yapamıyorum ve yeni ufukları yelken açma amacıyla...





















